·672 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Ocak 2022 15:38 Hristiyan ve İslam kaynakları “İbrahim’in, Musa’nın dini, yani ‘Tevrat-Zebur’ tahrif edildi, Kuran / İncil ise onların tahrif edilmemiş / bozulmamış halidir” diyorlar.
Yahudi din ve bilim insanları ise, “Tevrat-Zebur” zaten Allah kelamı değil, Yahudi kavminin İbrahim’den sonraki tarihidir, geçmişidir, Musa’ya inen on cümleden oluşan, on emir dışında Yahudi kavmine Allah ayet indirmemiştir” diyorlar.
Kur’an’da, Tevrat çoğu İncil’le birlikte olmak üzere on altı âyette on sekiz defa geçiyor ve hepimizin adı sanı “Yakup, İsa, Musa, Davut, Süleyman, Ayşe, Fatma, Hacer” vs.
Tarih’in babası sayılan Herodotos Tevrat-Zebur ve Yahudi Kavmini ciddiye alınmayacak kadar, küçük ve önemsiz bir topluluk olarak görmüş olmalı ki, Tarih kitabında onlardan hiç söz etmemiş.
Fakat tahrif edilmiş olsun veya olmasın her alanda ister istemez bahsi geçen bu kaynaklarda ne yazdığını elbette bilmeliyiz diye düşünerek okudum Tevrat-Zebur, İncil ve Kuran’ı.
Her ne olursa olsun 3500 yıllık bir dönemde bulunduğumuz coğrafya ve bu coğrafyadaki sosyal hayat, yaşama, yönetim, beslenme, gelenek göreneklerle, kadın erkek ilişkileri ve tabi dinler, inançlarla ilgili eşsiz, benzersiz kaynaklardır bunlar.
Ve ayrıca bize anlatılanlarla Yahudilerin elinde bulunan Tevrat-Zebur’un ne kadar farklı olduğunu görüyor, hayretler içinde kalıyorum.
“Tevrat – Zebur, İncil, Kuran tahrif edildi” diyenler umarım bu kaynakların bozulmamış halini ortaya koyarlar da, gerçeğini de görmüş oluruz!
Lakin, belki bundan da önemlisi 'her şeyi yoktan var eden Allah, kendi indirdiği emir, yasak ve ayetlerin tahrif edilmesine neden ve nasıl izin vermiş, bu biraz tuhaf, hatta komik değil mi?'
Öyle ya hepsi de insan elinden çıkma kırk bin yıllık mağara, on iki bin yıllık Göbeklitepe, yedi ile üç bin yıl arasında yazılan Sümer, Asur, Babil, Hitit yazılı tabletleri, dört bin yıllık Mısır hiyeroglif'leri sapa sağlam dururken, 'her şeyi yoktan var eden - hikmetinden sual olunmaz' Rab, kendi yazıp, insanlığa tebliğ ettiği metinleri neden koruyamamış veya korumamış! Bunu izah eden birine de rastlamayı doğrusu çok isterdim.
Son yirmi yılda, yaşadıklarımızı inançları, tapınmanın, biat etmenin temelini, sebeplerini anlamak için önce dinleri anlamak gerektiği kanaatine varınca Herodot’un Tarih’i, Homeros’un İlyada’sı, İbn’i İshak’ın Hz. Muhammed’in Gazveleri, Tevrat-Zebur ve İncil’de okudum.
SONUÇ OLARAK: Bu okumalardan gördüğüm, anladığım odur ki, Firavun ailesinde, Firavun terbiyesiyle yetişen Musa kendi krallığını kurmak için, halkını türlü vaatlerle kandırarak Mısır’dan çıkarıyor.
Ve güya Allah'la görüşmek için kırk gün çekildiği Sina Dağı'ndan dönüşte kavmi onun Mısır'da öğrendiği o çok bilinen sihir ve büyüleri kendilerine tatbik etmeye kalkışmasına çok öfkelenince, Musa kardeşi Harun'un milisleri / militanları olan Leviler'e bir gecede üç bin kişiyi katlettirince, alay ettikleri ve çok komik buldukları Musa'ya inanırmış gibi davranmaktan başka bir çareleri kalmıyor ve böylece Musa kendi Firavunluğunu kurmuş oluyor.
Gerisi şu bildiğimiz işgal, yağma talan, gasp, tecavüz, katliam, kan, gözyaşı ve zulüm…
Tabi Musa kendi krallığı ve firavunluğunu kurmakta başarılı olunca binlerce 'peygamber' adayı onun yolunu izleyerek, onlar da kendi peygaberlik ve iktidarlarını kurma girişiminde bulunuyorlar.
Nadiren de olsa Musa gibi başarılı olanlar olsa da, İsa gibi kırım ve katliam yapacak elinde milis gücü bulunmayan züğürtler ise İsa, Şahkulu, Baba İlyas, Baba İshak gibi züğürt irşat ediciler ise türlü işkencelerle katlediliyorlar.
Yani, üç semavi dinden söz edilse de aslında hepsi Musa’nın yolunun yolcusu…
Açlık, yokluk, umutsuzluk, her an ölüm tehlikesi, baskı, zulüm, ötekileştirme yoksa ve bütün kapılar kapalı değilse kimse kimseyi ilahlaştırmıyor, tapınmıyor, kimse kimseye biat etmiyor.
Elbette türümüz yani insan, ölüm korkusu ve hayata anlam katmak için farklı inançlar edinmiş. Buna ihtiyaç da var elbette ama bir yerde tapınma, ilahlaştırma, biat varsa, orada açlık, yokluk, baskı, zulüm, çaresizlik, kan, gözyaşı da var ve özgür düşünceye yer yok demektir.
Dolayısıyla da bütün bu ‘din, iman, inanç, ilah’ anlatımlarının tümünün arkasında bir güç ve iktidar mücadelesi de var.
Ve eğer, birincil kaynaklardan okursanız, Firavunlar, Sezar, Napolyon, II. Abdülhamid, Atatürk, Mussolini, Hitler, Stalin veya günümüzün saray muktediri neyin peşindeyse, Musa, İsa, Hz. Muhammed’in de aynı gaye için mücadele ettiklerini rahatlıkla görebilirsiniz.
Yalnız şu kadarını da belirtmeliyim ki, burada anlatılan İsa, korkunç hezeyanlar gören, ciddi psikolojik rahatsızlıkları olan ve Roma valisi Pontius Pilatus’un da açıkça belirttiği gibi, bırakın çarmıha gerilmeyi - idam edilmeyi, tam aksine yardıma muhtaç, acilen tedavi edilmesi, edilemiyorsa da gönlünün hoş tutulması gereken birisi.
Kitab-ı Mukaddes Şirketi’nce basılan ve misyonerlik faaliyetleri çerçevesinde ücretsiz dağıtılan bu İncil, Tevrat-Zebur’un çeviri, kâğıt, baskı kaliteleri mükemmel ve ben herkese okumalarını tavsiye ediyorum.
Çocukları ve kendilerinin Hristiyan olmasından korkanlar özellikle okusunlar. Zira burada bir din, iman, inanç anlatılmıyor, insanın dramı anlatılıyor.
Okuyarak kalın.