Kayıp Tarihin İzinde...
10/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2022 8. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2022 23:22
Kurdoğlu Muslihiddin Reis'i 90lı yıllarda daha çocukken, bir TV kanalında Kurdoğlu filminde tanımıştım. O filmi detaylı araştırmam sonucunda filmin uyarlandığı kitab olan "Suların Gölgesinde" isimli kitabı ve Bekir Büyükarkın gibi büyük bir yazarı tanıdım. Filmdeki ve Kitabtaki Kurdoğlu'nu tamamen farklı karakterlerde gördüm. Filmin yapımcısı TV kanalı kendi ideolojisi doğrultusunda bir kurdoğlu karakteri yaratmıştır. (Ama geçen 30 yıla rağmen bir sahneyi unutamıyorum.Endülüs Emevi Devletinin yıkılmasıyla İspanyol kralınının büyük zulum ve işkencelerine artık dayanamayan Endülüslü Müslümanların tek umutları vardı,oda Allah'ın Kılıcı Osmanlı Ordusunun İspanyaya gelip kendilerini Kurtarmalarıydı. İşte o sahnede Kurdoğlu ve leventleri Sancağın Ordusu olarak Endülüslüleri kurtarıyor. Sahne milli duygularımızı etkiliyor.) Kitaba gelecek olursak; 1966 yılında kitabı yazan Bekir Büyükarkın, uzun araştırmalar sonucunda ve birden çok değişik kaynaklar ışığında gerçeğe en yakın Kurdoğlu karakteri yaratmıştır. Kitabı okuduktan sonra filmin sıradan, seyirciyi etkilemeye yönelik ve farklı amaçlar için yapılmış olduğunu anladım. Bekir Büyükarkın kitabın sonunda kitabın nasıl yazıldığını ve hangi kaynaklardan istifade ettiğini yazmıştır. Kitaplarını yazarken kulaktan duyma bilgilerle değil tamamen arşiv araştırması sonucunda edindiği bilgileri dokuyarak roman kurgusunu oluşturması Bekir Büyükarkın'ı büyük bir yazar olmasını sağlamıştır. Şimdi kitabın sonunda yazarın Kurdoğlu Muslihiddin Reis hakkında yazdıklarını paylaşmak istiyorum...: "Suların Gölgesinde evvela Akşam gazetesinde tefrika edilmişti. Gazetenin 13 Mart 1966 tarihli nüshasında Doğan Özgüden imzasıyle şöyle bir yazı çıkmıştı: "Bekir Büyükarkın, tarihi belgelere dayanarak hazırladığı Suların Gölgesinde isimli romanında Barbaros kadar güçlü bir Türk korsanının, Kurdoğlu Muslihittin Reis'in hayatını ve maceralarını dile getirmektedir. Suların Gölgesinde, sadece zevkle izlediğiniz bir roman değil, aynı zamanda Osmanlı tarihine ışık tutan bir belge olacaktır." Gerçekten de Muslihittin Reis büyük bir denizciydi. Bazı tarihçilerimiz ondan ya hiç bahsetmezler, yahut Barbaros'ların yanında çalıştığını söyleyip bir kaç cümleyle geçiştirirler. Halbuki Oruç Reis'in, kardeşi Barbaros'la nerede çalışacaklarına karar verirlerken, "Mısır sularında Kurdoğlu dolaşıyor, bir ormana iki aslan sığmaz"demesi onun ne kadar doğerli olduğunu göstermektedir. (Türklerin Deniz Muharebeleri'nin 184. sahifesine bakınız.) Kurdoğlu Muslihittin Reis'in nerede doğmuş olmasına gelince; bu konuyu pek aydınlığa çıkartamıyoruz. Yalnız Fethiye Körfezi'nin kuzeyinde Kurdoğlu Burnu adıyla bir burun mevcuttur. Yine bu körfezin açıklarına yerliler Kurdoğlu açıkları derler.Muhtemeldir ki, Kurdoğlu Muslihittin Reis, Fethiye'mizin, bu şirin beldemizin bir köşesinde doğmuş olmalıdır. Bilindiği üzere Fethiye Körfezi’nin içinde Domuz Adası ve Tersane Adası vardır. Muslihittin Reis Rodoslulara müthiş bir kin duyuyordu. Rodoslu korsanların, Ege sahillerine saldırması, Türk kadınlarını kaçırması, Türk gemilerini çevirip yağlaması, Türkleri esir edip forsaya çakmaları onu çok üzmekte, intikam hissiyle yaşamasına sebep olmaktaydı. Nitekim bu yüzden Roman sahillerine otuz tekneyle yanaşıp karaya levent çıkarmış, Vatikan’a kadar yürümüş Papa Onuncu Leon’u kaçırıp Rodos’la takas yapmaya bile kalkışmıştır. Başaramamış, geri dönmüştür. Bu olay onun ümit ve azmini yine de kırmamıştır. Kurdoğlu ayrıca Rodos adasına çeşitli baskınlar yapmış, Rodos gemilerini batırmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın Belgrad seferinden dönüşte Rodos granmetrine (Devlet Reisi) Rumca yazıp gönderdiği bir mektup vardır. Bu mektubu ve granmetr Vilye dö Lil Adam’ın verdiği cevabı 1881 yılında Edourd Biliotti ile L’obber-Cottret’in Fransızca yazdığı Pile de Rhodes adlı eserin 290-291 sahifelerinde görmek mümkündür. Bu iki mektubu Türkçeye çevirip özetlemeye çalışalım: "Allah’ın inayetiyle Padişahların Padişahı, Hükümdarların hükümdarı, İstanbul’un ve Trabzon’un hakimi, Acemistan, Arabistan, Suriye ve Mısır’ın hâkimi, Rumeli ve Anadolu’nun sultanı, Mekke’nin muhafızı, Kudüs’ün sahibi ve denizlerin hakiminden Granmetr Phippe Villiers de Lisle'ye selam: Bizim yüksek kadirşinaslığımızın iyiliklerine iştirak etmek ve dostluğumuzdan faydalanmak sadece sana ait bir iştir. Dost olarak sen de Macaristan’da elde ettiğimiz zaferler için bizi tebrik etmekte acele et. Biz orada, bize mukavemet etmek isteyenleri yendikten sonra Belgrad’a da boyun eğdirdik..." Bu mektubun karşılığı olarak Granmetr Padişah’a şu cevabı vermiştir: “Türklerin Sultanı Süleyman’a selam! Memurunuzun bana getirdiği mektubu gayet iyi anladım. Sulh ve kardeşlik teklifleriniz, Kurdoğlu Muslihittin Reis’i her ne kadar memnun etmezse de, bana o nisbette hoş gelmiştir. O Kurdoğlu ki, Fransa’dan Rodos’a gelirken rota üzerinde beni avlamak istemiştir. Başaramayınca Rodos Kanalı’na girmiş, gecenin sayesinde bizim himayemizde seyreden iki ticaret gemisini zaptetmiştir...’’ Görülüyor ki, Kurdoğlu, Rodos Şövalyelerini titretmekte ve amansız takipçisi olmaktadır. Daha sonra Kurdoğlu İstanbul’a gelmiş, Sadr-ı Azam Pîrî Mehmet Paşa’yla konuşmuş, onun da desteiğini alarak Kanuni’nin huzuruna çıkmış, Rodos’a sefer açılmasını sağlamış ve Türk donanmasının başına geçip Rodos’a gelmiştir. (Türklerin Deniz Muharebeleri 184, 185inci sahifelerine bakınız.) Suların Gölgesinde adlı romanımın sonunda da bahsettiğim üzere Kurdoğlu’nun nerede ve nasıl öldüğünü maalesef bilemiyoruz, hiç değilse ben bilemiyorum! Kurdoğlu, Barbaros’un Preveze savaşına katılmamıştır. Demek ki o tarihlerde serbest dolaşıyordu, yahut da vefat etmişti. Preveze zaferi 1538’de elde edildiğine göre ve Kurdoğlu’nun yukarıda bahsettiğimiz muhasebe mucibine göre 933 hicri (1526 miladi) tarihinde donanmayla denize açıldığı anlaşılmış olması dolayısıyla, Preveze zaferi bu tarihten oniki yıl sonra sağlanmıştır. Esasen benim için tarihin bir karanlık noktası da 1522 yılında Yaylak Mustafa Paşa’nın Kaptan-ı deryâlıktan uzaklaştırılmasından sonra 1531 yılına kadar bu mukama kimin getirildiğinin bilinmemesidir. 1531 yılında Kemankeş Ahmet Paşa’nın Kaptan-ı deryâ oluşuna kadar aradan geçen dokuz yıl içinde belki de Kurdoğlu unvansız Kaptan-ı deryâlık yapmıştır. Onu kıskananlar, ona kin besleyenler, böyle bir rütbeyi ona çok görmüş olabilirler. Çünkü 1526 yılında Kurdoğlu hayattaydı ve devletinin hizmetindeydi. Kurdoğlu Muslihittin Reis’in Ahmet, Hızır, Şuca adlı üç oğlu vardı. Üçü de denizlerde milletimiz için büyük hizmetler yapmıştır. Nitekim Kurdoğlu Ahmet Bey 1560’ta Rodos beyiydi. Kurdoğlu Hızır Reis ise 1568’de Mısır kaptanlığı yapıyordu. 1569 yılında da donanmasıyla Sumatra-Ace’ye gitmiş, Sumatra ordusunu ıslah etmiş, Sumatra hükümdarı Sultan Alâeddin ise Türk hakimiyetine girmişti. Bu gün hâlâ Sumatra’da bir Türk mezarlığının ve bir Türk köyünün varlığından bahsedilir. Saygılarımla. Bekir Büyükarkın"
1000Kitap
Suların GölgesindeBekir Büyükarkın · Ötüken Neşriyat · 201575 okunma
198 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.