·256 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Nisan 2022 22:10 Öncelikle maalesef “Hakkari’de bir mevsim” kitabı benim Ferit Edgü ile ilk karşılaşmam. Daha önce ne ismini ne de kitabın film halini gördüm. İlk okumaya başlarken şiir kitabı sandım ancak daha sonra bölümlerin ve kitabın tamamının bir olay örgüsü içinde olduğunu anladım.
Aslında kitap bizi doğudaki yaşam zorlukları (bu bazen doğa ile ilgili zorluk bazen de muhtarın karısı Zazi’nin yaşadığı gibi örf ve adetlerle ilgili zorluklar) hakkında bilgi veriyor. Her ölüme hep aynı tepkiyi veremeyiz. Kitaptaki kahraman gibi birçoğumuz için bir çocuğun ölümü bizi daha çok sarsar. Köy halkının bu ölümlere alışması korkunç bir durum. Bu ölümler ayrıca bana hayatımdaki bir olayı hatırlattı. Annem ve babam ben daha doğmadan İstanbul’a göç etmişler. Göç etmeden önce daha 2 yaşlarında olan evlatlarını kaybetmişler. Birgün bu konu hakkında konuşurken neden ölmüştü diye sorduğumda aldığım cevap “bilmiyoruz” olmuştu. Gerçekten çok değil bundan 40 sene önce yaşanmış bu olay. Doğunun hala birçok köyünde bu zorlukların devam ediyor ve çocukların ölüyor olması ne acı.
Spoiler !!!
Süryani’nin kitaplarının yakılması sırasında, onun isyanı ve üzüntüsünü kendim hissettim okurken. “Yakmayın kitapları, hepsini size veriyorum, okuyun onları, hiç değilse okuduktan sonra yakın ” sözleri ve insanların önyargıları maalesef başka bir surette hala devam ediyor olması ne yazıktır.
Kendini kaybetmiş olan kahramanımızın, kendini arama yolculuğu bu kitap. Kahramanımız bir mağaraya veya ıssız bir yerde değil, bir topluluk içinde kendini bulmaya çalışıyor. Zaten sadece kendini bulma değil bu arayış diğer insanları da buluyor. Başka insanları buldukça kendini bulmaya yaklaşıyor.
Bu dünyada ne olursak olalım hep öğrenen kişiyiz eğer okuyucuysak aynı zamanda değişmeyen ve hep devam eden şey öğrenci oluşumuzdur.
Yazar her kalem yazar, benim gibi kırıkta olsa yazar diyerek, bize ne olursa olsun günlük, deneme, roman, anı vb. Yazmamız gerektiğini hatırlatıyor…