Bu kitabı nasıl anlatırım bilmiyorum;
Son bölümüne kadar önce eski sevgilisinin düğününe katılmak için Amsterdam’a giden; geçmişe takılmış; hayattan ümidini kesmiş, yalnız, hatta yer yer kendisi ve hayali bir siyah kızla konuşan “parçalanmış” bir adamın hikayesini anlatıyor derdim ve bu yönüyle Oğuz Atay ve Dostoyevski tadı alarak keyifle okudum derdim.
Taki son bölümü okuyunca, adamın hayatla çözemediği derin problemleri keşfedince Başar Başaran’a bir kez daha hayran kaldım.
Bazen biz de kendimizle konuşuruz ama bunu 290 sayfa anlatmak inanılmaz bir iş olmuş; yaptığı göndermelerle çok çok okunası bir kitap.
“Mani oluyor halimi takrire hicabım”