İnceleme spoiler içerebilir, hem eseri okurkenki hem de bitirdikten sonraki yorumlarımı içeriyor.
Öncelikle nefis bir çeviri yapan Ülker İnce’ye ve sansürsüz basımdan dolayı Everest Yayınlarına teşekkür ederim.
Bir ruhun ne kadar çirkinleşebileceğini gösterir bu kitap.
“Ölümsüz güzelliği sahip her şeyi kıskanıyorum. Senin yaptığın portremi kıskanıyorum. Ona hayranım, Basil. O benim bir parçam, bunu hissediyorum.” kitabın spoilersız özeti, Dorian’ın bu cümleleri olabilir.
Ana karakter Dorian değil, portredir. Ressam Basil Hallward’ın onun hakkında anlattıkları; Dorian Gray’in güzelliğinin, sanatın aktaramayacağı türden bir güzellik olduğunu düşündürtüyor. “Onun kişiliği sanatımda yepyeni bir tarzın, yepyeni bir üslubun esin kaynağı oldu. Her şeyi bambaşka bir açıdan görüyorum, bambaşka bir şekilde düşünüyorum. Artık daha önce varlığından hiç haberim olmayan bir tarzda hayatı yeniden biçimleyebilirim.”
Lord Henry’i anlatmadan geçmek istemedim, Dorian Gray’in kötülük meleği rolünü üstlenir. Zihnimde hep karizmatik bir izlenim bırakmıştır. Oldukça kışkırtıcı ve keskin zekalı bir karakterdir ancak etkileyici fikirleri olduğunu da düşünmüyorum. Ha bir de geveze bir aforizma makinasıdır.
Oscar Wilde kitaba kendini işlediğini söylemiş; Dorian Gray olmak istemesi, insanlarca Lord Henry olduğu zannedilmesi ama aslında Basil olması..
Ayrıca Kitabı yazarken Oscar Wilde bilerek Dorian’ın suçlarının çoğunu okuyucu ile paylaşmıyor, bunun nedeni ise Wilde’ın Her okuyucunun Dorian Gray karakterinde kendi günahlarını görmesini istemesiymiş.
Üzgünüm, diğerlerinin aksine dünyanın en güzel kitabı olduğunu düşünmüyorum.