·360 syf.····Okunma: 16 Nisan 2022 21:35 Benim için tam bir baş ucu kitabı, her yere yanımda götürebilirim.
Anne Frank, 15 yaşındaki bir çocuğa hatta beraber yaşamak zorunda olduğu yetişkinleri bile afallatacak bir dünya görüşüne sahip. Şimdi demeyin ne yaşamış ne görmüş de bizi afallatacak.
Okurken bir yandan hala hayatta olmanın verdiği mutluluk... Fakat yanında vicdan azabıyla birlikte tabii. Yaşadığına şükrediyorsun ama her an yakalanabilirsin de. Herhangi bir takırtıda bile korkudan buz kesilirsin. Hep sessiz olmak zorundasın, bazen saatlerce. Durmadan diken üstündesin. Ve tüm varlığınla bitmesini bekliyorsun. Savaşın artık son bulmasını. Dünyanın öbür ucundaki yaşıtların gibi okula gitmek, öğrenmek, eğlenmek istiyorsun. Ya da yahudiler dışındaki herhangi bir insan gibi özgür olmak, nefes almak, mavinin, yeşilin içinde olmak istiyorsun.
"Havayı koklamak ne zaman bize de kısmet olacak?"
İki sene boyunca, ergenliğe yeni adım atmış bir çocuk; onu durmadan eleştiren, azarlayan yetişkinlerin içinde kendi kendini sakin tutmaya ve eğitmeye çalışıyor. Bu gelişimi kendi gözlerimle gördüm. Okudum yani.
Kitabın başından son sayfalara doğru Anne resmen level atlıyor. Artık daha kontrollü, daha sağlam bir kişiliği oluşuyor, tam bir genç kız...
İdolümsün Anne
...
Beni en çok üzen şey, (maalesef ki) Anne'nın ümidini hiçbir zaman yitirmemiş olmasıydı. Çünkü Anne'yla birlikte ben de inanmıştım bir gün o sıkıcı ve boğucu Arka Ev den kurtulacaklarına, tekrar okul sıralarına döneceklerine, güneşe, gökyüzüne, doğaya kavuşacaklarına...
Hatta kitabını yazıp harika bir yazar olacağına.
"Sonunda iyi bir şey... Bittiğini ümit etmek! Barışı ümit etmek!"
Bu yüzden sonunu hiç beklemiyordum.
Anne, iki sene boyunca bıkmadan, yorulmadan yazdı. Umudunu hep dinç tutarak bu defterini bizlere bıraktı. Naçizene bizlere düşen de onun azmini ve olgun fikirlerini örnek almak ve yaşatmaktır.