·280 syf.····Okunma: 05 Mayıs 2022 22:44 Özete geçmeden önce bir kaç alıntı;
“Bazıları derler ki, Selçuklu imparatorluğunun genişliğini gören Mısır hükümdarları, korkuya kapılmışlar ve Frenklerden Suriye’ye yönelerek onlarla Müslümanlar arasında bir tampon kurmalarını istemişler. Gerçeği bir tek Allah bilir.”
“19 Ağustos 1099 cuma günü, arkadaşlarını Bağdat Ulu Camiine götürür. Öğlen olup da müminler dört bir yandan cuma namazı kılmaya gelirlerken, Ramazan olmasına rağmen saygısız bir şekilde yemek yemeye başlar. Birkaç saniye içinde etrafında öfkeli bir kalabalık oluşur, askerler onu tutuklamak üzere yaklaşırlar. Ama Ebu-Saad ayağa kalkar ve etrafındakilere sükûnetle, binlerce Müslümanın katledilmesi ve islamiyetin kutsal yerlerinin tahribi karşısında tamamen kayıtsız kalırlarken, birinin orucunu bozması karşısında nasıl bu kadar alt üst olmuş gözükebildiklerini sorar. Böylece kalabalığı sus pus ettikten sonra, Suriye’nin (Bilad-eş-Şam) uğradığı felâketleri ve özellikle de Kudüs’ün başına gelenleri anlatır. (İbn el-Esir, mülteciler ağladılar ve ağlattılar diyecektir.)”
“Sultanlar aralarında anlaşamıyorlardı ve Frenkler işte bu yüzden ülkeyi ele geçirebildiler.”
“Her zamankinden daha da küstah olan Frenk beyi, Halep Ulucamiinin minaresinin üzerine devasa bir haç konulmasını istemiştir. Rıdvan da bunu yerine getirmiştir.”
“Selahaddin’in bir kâtibi ve hayat hikâyesi yazarı olan Bahaeddin tarafından aktarılan bu olay, onu döneminin, aynı zamanda bütün dönemlerin hükümdarlarından farklı kılan şeyin ne olduğunu çarpıcı bir şekilde aydınlatmaktadır: en güçlülerden daha güçlü olduğunda bile, basit insanlarla beraberken mütevazi olmak.”
“Ve 2 Ekim 1187’de, Hicretin 583. yılının 27 Recebinde, tam da Müslümanların Peygamber’in Kudüs’ten göklere yükselmesini kutladıkları günde Selahaddin Kutsal Kent’e girer.”
“Mısırlı müzakereciler kralı salmadan önce ona vaaz vermişlerdir: “Senin gibi sağduyulu, bilge ve akıllı bir insan, sayılamayacak kadar çok Müslümanın olduğu bu ülkeye gelmek için nasıl gemiye biner? Bizim yasamıza göre, denizleri böyle aşan biri yargılanamaz. ‘Ama neden?’ diye sorar kral. Çünkü onun akli yeteneklerinin tam olmadığı düşünülür”. :))
Son sözün özeti, ve Maalouf'un yorumlarına dair;
1. Müslümanlar, tüm bu yaşananlardan aldıkları dersler neticesinde altı yüz yıllık Osmanlı devletini kurdular ve Avusturya, İstanbul'u aldılar, ve Viyana'yı kuşattılar.
2. Haçlı seferlerinden önce müslümanlar dünyanın en entelektüel ve maddi açıdan en gelişmiş uygarlığı iken, hlı seferlerinden sonra durum tam tersine dönmüştür.
3. Haçlı seferleri, Araplardaki iki eksiği gün yüzüne çıkardı; 1. Arap devletlerinin başındaki önemli yöneticilerün hiç birisi Arap değildi. Hatta Arapça bile bilmiyorlardı. Bu sebeple kendi Arap kültürlerini muhafaza ettiremiyorlardı, bu; Arapların kendi topraklarında yabancı olduklarının bir göstergesidir. 2. Araplar kurum oluşturma konusunda çok yeteneksizdi. Haçlılar, gelir gelmez küçük devletler kurdular ve yıllarca yönettiler, müslümanlarsa her devlet büyüğünün vefatı ile iç savaşa sürüklendiler. Ayrıca, Haçlılar her vatandaşın hakkını ve vazifesini net bir şekilde belirten yasaları uygularken, müslümanlarda yönetim devlet büyüğünün ictihadına bırakılıyordu.
3. Haçlılar için işin sosyal açıdan olumlu bir neticesi de; onların Müslüman kültürüne hızlı adapte olmaları ve Arapça'yı bile iyi öğrenmeleri, ayrıca Doğu'daki ilmi ve tıbbi gelişimi Batı'ya taşımaları olmuştur. Müslümanlar içinse istilacıların dilinden ve kültüründen etkilenmek bir yenilgi göstergesi olacağından Müslümanlar bu konuda duyarsız davranmışlar, fakat bu duyarsızlık onlara uzun vadede medeniyet bakımından geride kalma neticesini yaratmıştır. Müslüman dünyası artık içine kapanmış, yenilik ve medeniyetle Hristiyan alemini birebir bağdaştırmıştır.
4. Müslümanlar yedi yüz yıllık bu hikayeyi günümüzde bile canlı tutarak, kendi gelişimlerine mani olmaktadır. Hatta yenilgi duygusunu takıntı haline getirmişlerdir. Ve bugün, Avrupa'ya verilen zararların haçlı seferlerinin bir intikamı olduğunu Müslüman yöneticiler sık sık tekrarlamaktadır.