10/10
·160 syf.··
2022 8. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2022 13:48
Tasavvufçular ve felsefeciler arasında çok yanlış yerden bakılan bir konu; akıl-kalp bağlamı, karşıtlığı vs.. Bu konuya daha önce hiçbir yerde rastlamadığım bir bakış getirmiş, burda da paylaşılmalı bu bölüm ilgilisi için: - (Tasavvufta akla itibar edilmez mi? ve kalbin durduğu yer aklın karşısı mıdır, yanı mıdır?) Aşk bağlamına gelince…Akıl konusu felsefi açıdan hep üstte tutulur, gönül ve aşk bir tarafta kalır, Bazen de gönül önemsenir ama akla itibar edilmez.? (Sf. 69) Müellifin cevabı: Bu malesef hem felsefecilerin hem mutasavvıfım diyenlerin yaptığı ciddi bir hatadır. Bu iki kavram üzerinden kamplaşma yapılıyor. Hakikatte ise birbirine sırt dönmüş iki ayrı meleke yoktur. Birisi kalp, diğeri akıl diye iki ayrı organ yoktur. Tek bir bilme melekesi vardır. …Bu melekenin aşağı alemin nesnelerini tanımak için kullanılan şekline akl-ı meaş (akl-ı cüz’i) denir….Bu akıl cilalanırsa -tasavvuf tabiriyle konuşayım- nefs-i emmareden nefsi levvameye ve nefs-i mülhimeye geçerse yavaş yavaş ışık almaya başlar. Işık almaya başlayan akıl cilalanmaya başlar. Bu aklı yedi derece halinde işleyip külli akıl haline getirdiğimiz zaman o akla kalp diyor sufiler, yani küll-i akıl. Dolayısıyla sufilerin kalp dediği şey aslında akıl. …Gerçek akıl sahipleri sufilerdir. …Entellektüel kalbi melekeleri çalışan kimselerdir. Peygamberler ve veliler entellektüeldirler. …Gerçek manasıyla entellektüeli bir sufi olan Rene Guenon çok güzel izah eder. …mevlana Mesnevi’sinde şöyle der: Akl-ı cüz’iakl ra bednam kerd “Akl-ı cüz’I aklın adını kötüye çıkarıyor yoksa biz akla karşı değiliz. Akl-ı cüz’iye karşıyız.” Bir sufi akl-ı cüz’iye neden karşıdır onu izah edeyim. Aslında akl-I cüz’iye karşı değildir nasıl karşı olsun, bütün işlerini akl-ı cüz’iyle görüyor. Bir sufi manava gittiği zaman ilhamla domates almıyor. …Akl-ı cüz’isini kullanarak iyi domates seçiyor. Sufinin karşı olduğu şey, tenkit ettiği bu sınırlı, illetli, mahdut akl-ı cüz’iyi sınırsız, mükemmel varlık olan Allah’ı tanımaya, bilmeye zorlamak. O aklı zorlayarak Allah’ı bulmaya çalışmak. Bu akl u fikirle Mevla bulunmaz derken, akl-ı cüz’iyi kastediyor. …Hangi Tanrı yoktur? Akl-ı cüz’inin bilemediği tanrı yoktur. Oysa sufinin söylediği yöntemle akl-ı cüz’iyi nefs-i emmarenin tutsaklığından kurtarıp terakki ettirdiğinde cilaladığında bak ne oluyor. …Nefsi safiye mertebesine çıkardığınız zaman alemleri ve Hak Teala’yı tanıma başlıyor. …Çok önemli bir ayet-I kerime söyleyeyim. Birçok ilahiyatçının görmediği, ihmal ettiği bir ayet. Bu ayet aslında herşeyi çok güzel açıklıyor. Başka tartışmaya gerek yok. Diyor ki: “Lehüm kulûbun ya’kilûne biha.” “Onların kalpleri vardır, aklederler.” (Hacc, 46)…Beyin akletmez, Hak sözünde de açıklandığı üzere akleden kalptir. Allah’ı bilecek olan kalptir. Kalp aklın cilalanmış halidir, külli akıl ve kalp aynı şeydir. Sufiler aklı inkar ediyor, aklı bir kenara atıyorlar iddiası doğru değildir. …Aklın gerçek kapasitesini belirliyorlar ve akla dereceler koyuyorlar. Aşk bunun neresinde? Aşk tasavvufta mükemmel son mertebe değildir. Sürekli aşkta kalınmaz. Aşkın vazifesi o aradaki mesafeyi kısaltmak için iki tarafı birbirine çekmektir. …Bir araya geldikten sonra marifet haline geçilir, o aşkın üstüdür. …Ama tasavvuf herkes için değildir. Hatta bazı insanları saptırır tasavvuf. Onun için tasavvufun reklamı yapılmaz. Tasavvuf noktasına gelmiş kişi zaten arar, bulur, gelir. Butik çalışmadır tasavvuf, özel çalışmadır. Talip olmak birinci şarttır. “Men talebeni vecedeni ve men vecedeni arafeni ve men arafeniehabbeni ve men ehabbeni aşakani ve men aşıkani aşaktuhu ve men aşaktuhu kateltuhu ve men kateltuhu aleyye diyetuhu ve men aleyye diyetuhu fe ene diyetuhu.” …Sevgide dereceler vardır, bir noktaya kadar tek taraflı bir eylem var. Hep kuldan hareket, O sabit duruyor, ta ki sen O’na aşık oluncaya kadar…Önce talip oluyorsun. Ardından arif oluyorsun. Ardından aşık oluyorsun. Aşk makamına geldiğin zaman artık O’da dayanamıyor. …Burada fena bir tür ölüm demektir. Fena makamları aşktan sonra başlıyor. …Bakınız Allah ne kadar adil bir Allah. “Ben kimi öldürmüşsem, onun diyetini ödemem gerekir,” buyuruyor. Fena’nın ardından beka dersleri. Bakınız seyr-ü süluk mertebelerinde muhabbet var, aşk var, irfan var, fena var, beka var. Bu açıdan aşk önemli mekanizmalardan biridir ama son nokta değil. Aşkla son noktaya varılmaz vuslatla varılır. (Sf. 69-75)
Ayırmaya Değil Birleştirmeye GeldikMahmud Erol Kılıç · Sufi Kitap Yayıncılık · 201530 okunma
·
161 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.