Puan vermedi·408 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Ekim 2021 12:50 Auschwitz deyince ne düşünürsünüz? Aklınıza ne gelir? Benim için sadece ölüm kampı demekti. Ta ki bu kitabı okuyana kadar. 2. Dünya Savaşı döneminde Almanya' da Yahudileri toplayıp götürdükleri esir kamplarında kendilerince iş göremeyecek durumda olanları gaz odalarında zehirleyip sonrasında yakıyorlar. İnsanlık dışı hareketlerde bulunuyorlar. En ufak itaatsizliğin cezası ölüm. Bu kadar vahşetin içinde umudun hiç bitmeyeceğini bu kitap sayesinde öğrendim. Tamamen gerçek bir hayat hikayesinden kurgulanarak yazılmış olması nedeniyle insanı derinden etkiliyor. Genel olarak son 100 sayfası kitabın bazı kısımlarındaki kopukluğu telafi edecek şekilde çok güzel özetliyor.
Kitabın konusuna gelirsek; aile kampı olarak bilinen 31.blokta bir grup öğretmen gizli bir şekilde kurulmuş olan okulda küçük çocuklara ders vermektedir. Dita ise daha küçük bir kızken tanışır bu kamp ile ve görevi ise Nazilerden saklı olarak içeri aldıkları 8 kitabı koruyup öğretmenlere vermektir. O nedenle Dita Auschwitz Kütüphanecisi olarak tanınır. Orada bir çok şeye şahitlik eder, farklı farklı kamplara gönderilir. Sonrası mı elbette kitapta...
'Büyükler asla bulamadıkları bir mutluluğu boş yere aramakla vakit kaybederken çocuklar mutluluğu avuçlarının içinde filizlendirirdi.'
'Auschwitz' de doğruyu öğrenmek Morgenstern Öğretmen' in kelebek ağıyla kar tanesini yakalamasına benziyordu. Hakikat, savaşın ilk kurbanıydı.'
'Hayat, her hayat çok kısa sürer. Ancak bir anlığına da olsa mutlu olmayı başarmışsan yaşadığına değmiştir.'
'Bir yerlerde bekleyeninin olması, gece dağ başında yakılan bir kibrit gibiydi. Belki bütün karanlığı aydınlatmıyordu ama eve dönüş yolunu gösteriyordu.'