Haziran Ayı Öykü (+Deneme) Etkinliği (1-30 Haziran 2022)
İnanmak istemiyordu Peri, hayatın bu kadar acımasız olduğuna, mutluluğun geçiciliğine, insanların yaptıklarına, hayallerinin yıkılmasına… Dayanamıyor ve kaçmak istiyordu ama unuttuğu bir şey vardı, kaçamayacaktı. Bu hayat onun hayatıydı. Eksikleriyle, kusurlarıyla, acılarıyla, anılarıyla ona aitti. Bu kocaman dünyada ona ait olan tek şey hayatıydı ve Peri hayatından nefret ediyordu. Aldığı nefes acıtıyordu genzini, kurduğu hayaller yıkılıyordu sürekli, darmadağın olmuştu küçük kalbi. Asıl acı olan ise sevdiklerinden gördüğü sevgisizlikti belki de. İnanamıyordu insanlara, inanamıyordu dünyaya, inanamıyordu aşka, inanamıyordu aile kavramına, inanamıyordu dostluğa…
Hayat koca bir yalan gibiydi onun gözünde. Sanki tüm sevdikleriyle bir resim yapmışlar çok güzel olmuş evin başköşesine asılmış, bir sabah uyandığında resmi yakmışlar gibi. İçi acıyordu Peri’nin.
Bir savaş vardı dünyasında ama askerleri kaçmış, toprakları elinden alınmış, mağlup olmuştu.
Dünyasının renkleri solmuş, hayal kurmaya küsmüş, içindeki çocuğu kaybetmek üzere olan hayattan bıkmış, inançları sarsılmış, sevgiyi unutmuş Peri. Vicdanı acıyormuş kendini bu hale getirdiği için. Sevdikleri nasıl olmuş da böyle yapmıştı ona, dünya nasıl olmuş da bu kadar acımasızlaşmıştı bir anda? O mu yeni anlıyordu dünyayı yoksa bir anda mı berbatlaşmıştı dünya. Büyüyor muydu, çocuklaşıyor muydu, anlıyor muydu, biliyor muydu?
İçinde, dünyasında sevdikleriyle beraber kurduğu bir orman vardı. Her bir köşede ayrı ayrı anıları olan, her ağacı hayatında çok anlam verdiği bir insanla dikmişti. Sevdikleriyle sulamış, emek vermiş, büyütmüşlerdi ormanı. O ormandı ona oksijen veren, onu ayakta tutan, hayatın karmaşasına ve zorluklarına karşı gelmesini sağlayan ve onu yaşatan. Şimdi cayır cayır yanıyordu ormanı üstelik sevdikleri yakmıştı ormanını ve hiçbir şey yapamıyordu Peri. Yangını söndürecek gücü, yetecek suyu, yardım edecek kimsesi yoktu. Onu ayakta tutan orman yanıyordu, yaşama sebebi yanıyordu, onu ayakta tutan orman yanıyordu. Yaşayamıyordu artık. İNANAMIYORDU, anlayamıyordu nasıl olurdu bu? Sevdikleri ormanını yakmıştı. Bu Peri’yi öldürmek demekti ve sevdikleri artık Peri katiliydi.
Yaşamaya inanmıyordu Peri, hayata inanmıyordu, sevgiye inanmıyordu, aşka inanmıyordu, sevgiye inanmıyordu, aile kavramına inanmıyordu, dostluğa inanmıyordu… İnanamıyordu. Yaşamak nefes almaktan ibaret olmuştu artık onun için. Bu yüzden aldığı her nefes genzini acıtıyordu. Sevdikleri onu öldürmeye çabalarken yaşamaya inanamıyordu, içinden gelmiyordu nefes almak. Hayat acı veriyordu ona. Anıları canını acıtıyordu. Gözleri doluyordu aynaya her baktığında.
Peri uzun uzun aynadaki bedene baktı. Ağlamaktan şiş olan uykusuz gözleri, solgun yüzü, kurumuş ve çatlayan dudakları, titreyen ve buz gibi soğuk olan elleri, cayır cayır yanan ormanı… Harabeye benziyordu. Yıkılmış, terk edilmiş, bakımsız, renksiz eski yıkık dökük bir harabe. Sevilmeye layık hissetmiyordu, sevilebileceğine inanmıyordu. Sevdikleri ormanını yakmışken başkaları neden sevsin ki? En güvendikleri yıkmışken başkaları neden sarsın ki? İnanmıyordu hayata ve yaşamaya. Her şey bir oyun bir yalandı sanki.
Yaşadığını hissetmek istiyordu yaşama inanmazken. Mutlu olmak istiyordu sevgiye inanmazken. Sevilmek istiyordu aşka inanmazken.
Suç kimindi peki, onu inançlarından kırmak koca bir hayata mal olmuştu. O artık sadece nefes alan bir harabeydi. İnsanların enerjisini sömüren, acımalarına sebep olan, onlara vah vah dedirten bir nesneydi sanki. Oysa ne güzel gülerdi eskiden. Şen kahkahalar saçardı etrafına, eğlendirirdi sevdiklerini, enerji doluydu görenler imrenirdi neşesine. Nasıl olurdu da güldürüp eğlendirdiği sevdikleri onun ormanını yakardı? İnanamıyordu bu dünyaya, inanamıyordu sevdiklerine. Canı çok acıyordu Peri’nin. Hayatı renksizleşmiş, bedeni değersizleşmiş, ruhu katledilmişti. Onu asıl üzen katilinin sevdikleri olmasıydı. İnancını kıran, dünyadan soyutlayan acı gerçek… İçinde biraz inanç olsaydı çabalardı yaşamak için ama onun umut etmeye, sevmeye, nefes almaya, insanlara, dünyaya inancı kırılmıştı. Onun için inanmak bir ömür değerindeymiş meğer.