Sevgili Ezgi Ayvalı’dan Kırk Kabuklu Çekirdek; insana dair ne varsa sentezleyen harika bir roman.
Bir adam, bir kadın… İnanılmaz bir derinlikle okuyoruz adamın ait olamama duygusunu. Yitirdiklerinin yoksunluğundan kaçmak için sığındığı bilgisayar oyunu yüzünden sanalla gerçek arasında... Yaşadığı derin bir acı var, bir vicdan yükü; ihmal ettiği, sevdiğine karşı gidip gelen görüntülerle.
Bölüm başlıkları aylar; nisandan marta, ocaktan kasıma geriye doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Adamın sıkıcı vergi hesaplarına, maliyet raporlarına karşın kadın grafik okuduğu halde kendi uydurduğu bir işi yapıyor; oyuncak tamirciliği. Sosyal medyada yayınladığı videolardan sonra insanlar hasarlı oyuncaklarını kadına gönderiyor, o da oyuncak bebeklerin yırtık elbiselerini, gözlerini, burunlarını onarıyor, temizliyor, hediye paketleri içinde müşterilerine iade ediyor. Mesleğinde uzmanlaşmış; beğenmedikleri yepyeni oyuncak bebekleri güzelleştirmesini isteyenler, kuyruğa girenler oluyor… Yaşamını değiştiremeyen insanlara ironik bir gönderme… Müthiş rüya analizleri eşliğinde adamın karanlık dünyasına dalıyoruz. Kopuk kopuk anları birbirine dikiyor yazar.
“Ben çok yalnız kaldım bu evde, dedi kadın… “Sen beni görmüyorsun, duymuyorsun. Benimle konuşmuyorsun artık. Beraber olunca hayat kolaylaşır sanmıştım. Ama sen hayatı kolaylaştırmıyorsun.”
Bildik serzenişlerle kadının evdeki yerini arıyoruz; bunu ikisinin de pek bilmediğini anlıyoruz… Kimi bir aile toplantısında, kimisinde hastane odasında dağılmış öykülerini toparlamaya çabalıyorlar; hayatlarının nereye uzandığını merak ediyoruz…
Düşünceler evreninde sallanıyor adam… Ve unutmaya başlıyor; paniklese de duygularından kaçıyor sanki.
Aynı zamanda toplumsal bir evlilik analiziyle karşılaşıyoruz; kadın ve adamın beklentileri, bulamadıkları, iç sızısına dönüşen suçluluk duyguları.
Yazar, gerçekle düşü harmanlarken ikili ilişkilerdeki insanı tutsak eden olguları sıkmadan, neye hüzünlendiğinizi sorgulatarak aktarıyor. İnsanın var oluş çabasıyla tükettiği bir ömrü izletirken, kimi zaman gitmeyi de bilmeli, diye düşündürüyor. Yüreğine sağlık Ezgi Ayvalı, Kırk Kabuklu Çekirdek, kabuklarının altına saklananların duygularıyla yüzleştirsin okurunu… Kitaplar ölümsüzdür, kitaplar iyi ki var.
“Çıkmak istiyorum.
Bir yolu olmalı, durdurmanın.
Birazdan unutacağım, biliyorum.
Unutmayı durduramıyorum.
Her şeyi yazmalıyım, her şeyi, bir an önce.
…..
Seninle beraber olmayı yaşamak kadar çok istiyorum.
Bu bir sonuç mu yoksa neden mi?
Ben senin sonun muyum yoksa nedenin mi?
…..
Durmadan kendi hayatımın içine sızıyorum.
Hayatımızın.
Hayatımızdan.
Çıkmak istiyorum.
Ama yol bitmedi.
…..
Oyun daha bitmedi, belki de yeni başlıyor.
Zaman kırk kabuklu çekirdek; içindeki şimdiye ulaşamıyorum.
Unutmak geliyor, uyku gibi geliyor, durduramıyorum.”