Bana bazen periyodik, bazende belli belirsiz değişik zamanlarda musallat olan bir rüyadan daha doğrusu rüyanın ısrarcı bir şekilde muhtemel göreceğim diğer rüyaların yerini almasından bahsetmek istiyorum. Amacım rüyalarımdan bahsetmek değil aslında, rüyalarımı esinleyen olay hakkında konuşmak ama 13-14 yaşlarında yaşadığım bir olayın neden rüyalar yoluyla bana bu kadar ısrarcı bir şekilde musallat olduğunu anlamak güç. Verilmek istenen bir mesaj varsa bile ne mesajın alıcısı bu konuyla ilgeliniyor artık, ne de ilgilense bile bu konuda yapacak bir şey var.
Bana değişik versiyonlarıyla görünen, rüyalarımın esinlendiği yaşadığım olay kısacası şöyle.
Yıl 1993, ortaokul 3.sınıf öğrencisiyim. Aynı sınıfta olduğum Hatice Evirgen'e aşık olmuşum ve ergenliğin verdiği tüm tecrübesizlikle onu her şey sanıyorum, her şeyde onu görüyorum ve onsuz bir hayat düşünemiyorum. Onsuzlukla yaşamaya isyan edip açılmaya karar veriyorum ama bunu kuşağımın muzdarip olduğu özgüven eksikliğinin banada sirayet etmesi yüzünden sözlü olarak değil, yazılı olarak yapıyorum. Bir mektup yazıyorum, şöyle seviyorum böyle seviyorum, sensiz bir dünya tahayyül edemiyorum, ne olursun benimle ol, gibi bugün ağza almaya utandığım daha bir sürü şey. Ve tenefüste mektubu ona veriyorum ve hemen yanından uzaklaşıyorum. Bekliyorum bekliyorum. Bir cevap yok. Lan diyorum eğer istemiyorsa yazardı, galiba utanıyor diyerek tüm iyimserliğimi koruyorum, hatta korumuyorum zira buna korumak denmez, adeta yaratıyorum iyimserliğimi. Bekle bekle yine cevap yok, bu bekleyişi hayra yorup, iyimserliğin verdiği bütün özgüvenle gidiyorum Hatice'nin yanına. Eee diyorum, cevabın.. Yüzüme bakıyor, şöyle tepeden tırnağa bana bir göz gezdiriyor ve cevabım hayır, olmaz diyor. Sebep diyorum, çok saçma bir soru sormuşum gibi gözlerini kısıyor ve cevabı bu gözlerden oku derecesine bana kısılmış gözleriyle dik dik bakıyor. Ama yinede o tenezzül edip bana bir cevap verme nezaketini gösteriyor ama cevabı soruda gizli olanlardan, ama ben o ve ondan önceki cevapları anlamayacak kadar tututunmuştum iyimserliğime. Az sonra beni afallatacak, Hatice'nin sorduğu soru şu, boyun kaç? 1.65 diyorum. Peki benim kaç, diyor Hatice. Cevap vermemi bile beklemiyor kendi cevap veriyor sorusuna, 1.65 diyor. Eee diyorum ne güzel, aynıyız, bu aynılığa sevinerek. Bu sevincimin ne kadar saçma olduğunu, aynılığın, eşitliğin, demokrasinin aşkın kanunlarına ne kadar aykırı olduğunu yıllar sonra başka bir şekilde anlayacaktım ama o anki sevincim cehaletimin vermiş olduğu enerji sayesinde çok içtendi. Ama içimdeki sevincin yanında, seyrettiğim Türk filmlerinde aşka giden yolların benim bu içinde bulunduğum durumla hiç alakası ve benzerliği olmadığı, bu işte ters giden bir şeyler olduğuna dair huzursuzluk veren başka duygu, düşünce, düşüncesimsi gibi şeylerde vardı. Neyseki beni çelişkili duygularımdan kurtaran ve bundan sonrada uzun bir süre taşıyacağım negatif duyguların hakimiyet kuracağı iklimi yaratan yine Hatice'nin sözleri oldu.( Bu kızın duygularım üzerindeki hakimiyeti inanılmaz)
Neresi güzel, diyor, babam annemden tam 10 cm uzun diyerek annesi ve babasından başlayarak verdiği örneklere konuyla komşuyla, eşle dostla devam ederek tüm tanıdığı çiftler içinde erkeğin kadından uzun olmadığı bir tek örnek olmadığına dair çıkarımda bulunarak ve bu çıkarımın sonucu olarakta biraraya gelemiyeceğimizi ve aşkıma asla karşılık vermeyeceği manasına gelen birkaç sözden sonra yanımdan ayrılıyor. O ayrılış 1993 senesiyle ilgili bütün anılarıma sınır koyuyor, o andan sonra hatırladığım hiçbir şey yok 1993 yılıyla ilgili. 1993'den sonra bir daha hiç görmedim Hatice'yi, rüyalarım hariç tabi. Bugün yıl 2022, olayın üzerinden 29 yıl geçti ve boyum 1.85cm. Evet içimde bir uhde kaldı kabul ediyorum, Hatice'nin bana katabileceği şeylerin özlemini duyuyorda olabilirim ama bugünkü zevklerimle Hatice'nin uyumsuzluğunuda göz önüne alıncada asıl uhdemin Hatice'yle beraber olmak değilde Hatice'ye ağzının payını verememek olduğunu düşünüyorum.
Sırf ağzının payını veremedim diye bana musallat olması, belki ağzının payını verirsem peşimi bırakır diye bir antitez üretmeme neden oluyor. Ama ona ağzının payını vermek bugünkü bana yakıştıramadığım bir şey ve 2022'den 1993'deki Hatice'nin ağzının payını vermek bana hiçte uygun görünmüyor. Sırf bunu yapabilmek için, bir zaman similasyonu yaratıyorum zihnimde ve Hatice'nin artık hiçbir üstünlüğünün kalmadığı ve eksikliklerini bu seferde benim yüzüne haykıracağım 1995 yılını seçiyorum. Optimum yılın bu olduğunu düşünüyorum, çünkü bu yıllarda boyum 1.80'in üzerindeydi. Madem yıl 1995 ve istediğimi yapabiliyorum, Hatice'yi yanıma çağırıyorum. Eee Hatice diyorum, beni tanıdın mı? Tanıdın tabi, görüyorumki boyuna boy katamamışsın... Ben ise gördüğün gibi hayli şeyler katmış bulunuyorum boyuma... Neyse diye devam ediyorum, bugünkü konumuz boy değil, konumuz senin fiziğin... Evet doğru duydun diyorum, konumuz senin fiziğin... Hayır diyorum seni bugün hiç konuşturmuycam, yeterince konuştun sen... Konumuza dönelim Hatice, konumuz senin balık etli biri olman... Kasap bir arkadaşım bana en iyi etin kemiğe en yakın yerde bulunduğunu söylemişti. Yani et kemikten uzaklaştıkça tatsızlaşıyomuş. Anlayacağın senin bu fizik ölçülerin başlıbaşına tatsız bir konu artık benim için. Şöyle diyeyim de daha iyi anla... Senin zamanında sunduğun boy kriterlerini bugün karşılıyor olmam biraraya geleceğimiz manasına gelmiyor... Bugünkü sorunumuz senin fiziğin ve sen bu bedende oldukça biz biraraya gelemeyiz.. Bir daha yüzünü görmek istemiyorum, şimdi gidebilirsin...
*İnsanları boyuna göre yargılayanlar,gün gelir eniyle yargılanır.