1000Kitap Logosu
Resim
(...) Ona milletvekilliği vaadedilmiş, ama merdivenin ilk basamağında bekletilmiştir. Cevdet Kerim İncedayı, onun CHP İçindeki yandaşıdır. Ona yardımlar sağlar, Recep Peker'le tanıştırır. Recep Peker, ona güdümlü yazılar yazmasını âdeta telkin eder. Anlattığına göre, ödün vermemiştir. Ama, o sıralarda, Necip Fazıl'ın Recep Peker ve CHP aleyhine yazılar yazdığını görmüyoruz. Recep Peker'den 400 lira aldığını, yine kendisi yazıyor. Sümerbank davası dolayısıyla dostlarına kızıyor. CHP iktidarını, 'CHP Çetesi' olarak niteliyor. İsmet Paşa, saray üslubuyla, 'şekavetmeâb' yapılır. Yani, eşkıyaların bulunduğu yerin sahibi."Şekavetmeâb efendimizin sağır olduğu malûm' gibi, basit anlatılarla muhalefet yapmaya çalışır. CHP içinde, ilişkilerini mesafeli tutan birisi daha vardır: Celal Bayar. Onun ağa ve sehabetkâr (koruyucu) tavrını beğenir. Celal Bayar, DP'yikurup iktidara tırmanınca, Necip Fazıl, bir vakitler, yakını olduğu Cumhuriyet'inüçüncü başkanı aracılığıyla, yeniden merdivenin en üst basamağına göz diker.Gel ki, Celal Bayar mesafelerini belirlemesini çok iyi bilen birisidir. Merdivenin ilk basamağından başlar bağırmaya! 'Celal Bayar'ı ruhunun dip noktalarıyla görüyor ve anlıyorum ki, aramızda ve bağlı olduğumuz kalıplar arasında doldurulmaz boşluklar var.Bu boşlukların neler olduğunu da şu avlayıcı sözlerle kitlelereulaştırmaya çabalar: 'Türk’ün ruh kökü İslâm nizamına yabancı, hatta aykırı bir fert: DP'nin kurucularını da bu psikolojiyle çerçeveler. Adnan Menderes meçhul bir zat, sarı çizmeli Mehmet Ağa'dır. Fuat Köprülü, 'ilimle doymayan ve politikaaçlığı içinde kıvranan basit, temel görüşten mahrum, kafası hasis ve ruhu harisinsan'dır. Koraltan, 'menfi ve müspet bütün hassalardan sıyrılmış, böylece tenkit ve tahlil mevzuu olmaktan bile uzak kalmayı başarabilmiş, depo müdürü veya tebhirhane (etüv, buharevi) kâtibi seviyesinde, sıradan birisidir. Çıkarlarına ilgi gösterildiği sürece, ilgi sahiplerini hep övmüştür. Örneğin, Refik Saydam onunla Basın Yayın Genel Müdürü Salim Sarper'in odasında tanışır. İltifat eder.ilgi gösterir. Salim Sarper'e, yardım etmesini buyurur. Necip Fazıl Kısakürek, Refik Saydami yere göğe sığdıramaz. 'Refik Saydam, bütün Cumhuriyet inşalarınıdevirici, yeni Başvekil'dir. Ölümünden İnönü sorumludur. Tüm yönetimin A'danZ'ye değin bozuk olduğunu söylediğinden 'garip biçimde ölmüştur! Yeni Başbakan Saraçoğlu, onunla ilgilenmez. O da hükmünü ona göre verir: 'Zenginlere musallat ve fakirlere yardımcı bir Çakırcalı edasıyla hakka yaklaştırmak istediği varlık vergisi karan, hakikatte korkunç ve misli görülmemiş bir gasptır. Azınlıkları kovalayabilirdi, ama varlık vergisi, resmi hırsızlıktır' Resmi hırsız derekesine düşürülen Saraçoğlu, iktidardayken yazamamıştır bunları. Çünkü, o zamanlardüşün özgürlüğünün boyutları, bunları yayımlamaya izin vermezdi. Ama, basınve yayın özgürlüklerinin uygar düzeyde tutulduğu dönemlerde, ilgisizlere acimasızdır. Efe tavrından dolayı Saraçoğlu'nu kınarken, ondaki Çakırcalı edasıylaeğlenirken, Menderes'in kişiliğinde Efe'yi toplumsallaştırır. Hem de çok bilinçsizce.'Efe, celali eşkiyasının kan grubundan gelir (İşitmiş, Horasan'da halı dokunur).Gizli toplum acılarının tepkisini belirtmeye başlamış ve şuursuzca (bilinçsizce)içtimai (toplumsal) bir dâva (dava) ifadesiyle heykelleşmiştir. (Ama, halının enine mi, uzununa mi dokunduğunu bilmiyor.)' Bu Efe, 1952'de Büyük Doğu'yu 'masonlar' hakkında yapılan bir yayım dolayısıyla kapatinca, Necip Fazıl'ın kaleminde karalanır. O, Bayar'ın okült (göze görünmez) gücünün etkisindedir.Adnan Bey, Bayar'ın bahçesinde oyuncaklarıyla istediği gibi oynamasına müsaade ettiği ve daima zaaf ve tezatları içinde yakaladığı, bu bakımdan 'Demir Kırat'ın sahibi sayılmasına aldırmadığı, namütenahi nazlı, hatta şımarık bir çocukolmaktan ileriye geçememiştir! Behçet Kemal Çağlar, daha ilk zamanlarda, ona,Menderes'in kendisini kullandığını söylemişti. Ama o, kendisini merdivenin enüst basamağına çıkaracak adamın Menderes olduğuna inanmış olmalı ki, iyimserlikle doludur. 'Her şeyden önce, Menderes sivildir? Tüm Kurtuluş Savaşı kadrosu, Atatürk'le birlikte, bu yargı tümcesinde eritilir. Böyle üslup oyunlarını bilir.'Menderes, orduya nüfuz edemedi. Tanzimat'tan beri sürüp gelen sahte inkilaplara dur diyemedi. Toprak ve köylü sermayesine ne demekse!) yöneldiği içinmasonları karşısına aldı. Ruhları imar edemedi. Mukaddesatçı gençliği boğdu!Bu, altında yergisi açık övgünün ardında Menderes'in ölüsü yatar. Oysa, Menderes yaşarken, Behçet Kemal'e karşı (Behçet Kemal Atatürk'ün yakını olduğundan,hatta manevi evladı olduğundan) Menderes'i şöyle nitelemişti: "Peygamber'insağ elinde Adnan var. Gel ki, Menderes'in kasasından çıkan 'örtülü ödenek listesinde' Necip Fazıl'ın yüklü hesabı da görüldü. Necip Fazıl, ölenin hesap listesine bakmadan, insanın hesabını görür. Bu kez de, 'Menderes'in İslamiyeti koruduğuyalandır' diye bağırır. Çünkü, Menderes döneminde de merdivenin ilk basamağında bekletilmiştir.Sanatçılar dünyasında da hep gel gitlerin adamı olmuştur. Yaşar Nabi, kendisine ilgi gösterdiği sürece saygın olmuş, ilgisini uzaklaştırınca 'teneşir horozu' kesilmiştir. Sabahattin Ali'yle çok yakın arkadaş olmuşlardır. Sabahattin Ali, merdivenin üst basamaklarına tırmanmaya başlayınca, ilk basamakta bekletilenNecip Fazıl, üst perdeden iri laflara başlar: 'Sabahattin Ali, hikâyenin bina, yapı içinde ustaca, vakalara bağlı, iç kenarı kaba çuval bezinden ileriye geçemez ve şiirden zerrece nasibi olmayan bir ameledir. Sabahattin Ali, Babiali'de değerini gittikçe yükseltince, daha çok kızar ve 'Türk romanı yoktur' diye bağırır. Çokşükür ki, Fethi Naci, Türkçede roman yoktur' derken, başka bir adamdır. NecipFazıl Kısakürek, romanını yadsıdığı Sabahattin Ali'nin şairliğine hiç katlanamaz!Nurullah Ataç da ona katlanamaz: 'Kimdir ve nedir bu derece pohpohlanan,göklere çıkarılan, şiirinde esrarlı sesler ve mânalar vehmedilen bu adam? Şair,hiç (fosfor) kelimesini şiirinde kullanır mı?'O da kalkar bir tavla oyununu bahaneederek Ataçı döver. Necip Fazıl'ın böyle yakalara yapışma huyu eksik değildir.1924, 1925 yıllarında Paris'e gönderilir. Orada kumara alışır. Okuyamaz ve yurdadönmek üzere Marsilya'ya gelir. Meteliksizdir. Konsolos'a gider. Konsolos paravermez. Onu izler, lokantaya girerken yakalar ve yakasına yapışır. O zamanın parasıyla bir Frank alır. Kendisini kumardan kurtarmak isteyenlere Dostoyevski'yiörnek verir, 'o mujik ruhlu dehanın bir kumarbaz olduğunu'anımsatır. BurhanÜmit (Burhan Toprak), üzerine çok düşmüş, ama kurtaramamıştır. İşte bu Paris dönüşü, Vakit gazetesinin yönetim yerine uğrar. Ataç, orada arkadaşlarından birisiyle tavla oynamaktadır. Necip Fazıl'ın şiirini de o sıralarda eleştirmiştir.Tartışır ve basar tokadı. Bu çatışma, kendisi için iyi olmamıştır. Babiali çevresiyüz vermemiştir. 1926'da Ceyhan'a giderek Osmanlı Bankası'nda çalışması buyüzdendir. Oradan Giresun'a atanır. Orada da kumar düşkünlüğü sürer. Görevine son verirler. 'Sinir kumkuması Nurullah Ataç'la ilişkilerini düzeltir. Ama, FalihRıfkı ile yakın olmaya önem verir. Batılıdan daha ziyade Batıcı olan Falih Rıfkı'nıneşine yakın davranır. "Küfür kilerinde yemek yemektense, İslam çilesinde aç kalmayı tercih ettiği' için Babiali'den uzaklaşan Kısakürek, Şefika Hanımefendiningölgesine sığınır. Şefika Hanımefendi, onun tüm yaşamında, kusur bulsa da,kötülemediği tek insandır. Kusuru da, Tahsin Nahit'i (Servetiſünun şairlerinden,Şefika Hanım'ın eski kocası) sanatçı, içgüdülerine bağlı Falih Rıfkı'yı da düşünür saymasıdır. saymasıdır. Başka bir kabiliyeti de yoktur. Ama, onun evinden çıkmaz. Hatta, birgün, Falih Rifki, 'Ne zaman gelsem, bu delikanlı evde. Galiba, bu eve nadir gelenbenim: demekten kendisini alamaz. Falih Rıfkı'dan da umduğu balı alamayınca,hiçbir zaman kimsede izi kalmamış tekmesini, ona da atar. Aleyhine, ağza alınmadık küfürler savurur.Bir ara, Mustafa Şekip Tunç'la dostluk kurar. Mustafa Şekip Tunç, ona 'Sen dehayolundasın, yürü!' demiştir. Ne ki, Mustafa Şekip, Nâzım Hikmet'i de beğendiğinigizlemez. Nâzım Hikmet, kendi şiiriyle merdivenin üst basamağına çıkınca, Necip Fazıl Kısakürek, bu başarıya katlanamaz. Mustafa Şekip'i de küçümser, NâzımHikmeti de. Öyle iğrenç şeyler anlatır ki, kendisine saygı duymak isteyenleri bilepişman eder. Emin Ali, bir gün, Nâzım Hikmet'le tartışıyormuş. Toplumculuktaileri giden Nâzım Hikmet'e 'insan maddeyse, sana beş lira vereyim, bedeninibana teslim et'diyesiymiş. Nâzım Hikmet, gik diyememiş, çekip gitmiş. Toplumcu düşünüşle, bedensel ilişkinin, ilgisinin derecesini çok iyi bilir, ama kızdıklarınıasılsız lekelerle karalamaya bayılır. Belki de bu yüzden, önemsenmemiştir. Bir zamanlar, Nâzım'la dost da olmuştur. Ama, Nâzım'ın merdivenin üst basamağınaçıkmasına katlanamadığından, 'Nâzım'ın şiiri tebliğci'dir, benimki 'telkinci'dir demiş, yine ilk basamakta kalmıştır. Bu kez de, yalanlara sığınmıştır. Her olayı, istediği gibi yorumlamaktan sakınmaz. Yeter ki, o olay, kendisinin ikinci basamağaçıkmasına yardımcı olsun. Mayakovski'nin intihar etmesini, Nâzım Hikmet şiirinin kötülenmesi için kullanmaktan çekinmemiştir. Mayakovski, 'Sosyalizm benitatmin etmiyor, ben artık buna inanmiyorum' diyerek kendisini öldürmüştür!Nâzım'ın şiiri de sonu da böyle olacaktır.En yakın dostu olması gereken ve bir süre, gerçekten de yakını olan Peyami Safabile ona yaranamamıştır. Peyami Safa'yı, DP'den istediğini koparmakta yardımcıolamayınca, 'kıskanç' diye nitelemiş ve hakkında şunları yazmaktan çekinmemiştir: "Çirkin, biçare Peyami, nice cins ve ulvi taraflarına rağmen, nefsinden lekeleri silememiş ve kazıyamamış bir adam.'Peyami Safa'nın eroinman olduğunuda ilk kez, Necip Fazıl açıklamıştır.Türkiye'de onun şiirini anlayacak, 'Lesing, Raskin, Fage, Jül Lâmstr gibi münekkitler (eleştirmenler)' yok. Kaldırımlar'ı evsiz barksız, sefil bir sınıfın şiiri sayıyorlar.Oysa, Kaldırımlar, çilekeş entellektüelin şiiridir. Evet, o entellektüelin, hem deDoğu'dan Bati'ya yönelmiş, ama Batılılaşamamış, Doğululuğu da artık koruyamaz duruma gelmiş entellektüelin şirini yazmıştır. Merdivenin ilk basamağında kalmasının nedeni de budur sanırız. Türk yazınının tüm sanatçılarına düşmanbir psikolojinin tutsağı olmuştur. Belki, basamakları kolay çıkabilirdi. Ama, kendi işini kendisi zorlamıştır. Gerçekten, beş hececilerden Halit Fahri, Cumhuriyetdöneminde onun önünde durdurulmuştur. Tarih, elbette her öne çıkarılmışıönde bırakmaz, Halit Fahri'yi de bulunduğu sıradan alıp yerine çekmiştir. Neki, tarihi beklemek yerine, ucuz değerlendirmelere sığınmanın yanlışlığı, tarihinyargısını da biçimlendirebilir. Necip Fazıl Kısakürek, kendi işiyle uğraşacağına,kendi şiirini öreceğine, Halit Fahri'ye 'baykuş suratlı, Faruk Nafiz'e 'ondüleli şair'yakıştırmalarını bulabilmek için zaman harcamıştır. Ruhlara disiplin ararken kendi disiplinini yitirmiştir. Disiplinsizlikten de, askerlikte ilk hapis cezasını yemiştir.Bu, bir günlük bir cezadır, ama onun dilinde kahramanlıktır. Namık Kemal'in zindanları sahtedir, Şinasi iyi niyetli bir zavallıdır, Ziya Gökalp dinsiz bir budaladır,ama kendisi, Cumhuriyet'le savaşmış bir kahramandır. Merdivenin birinci basamağında beklerken, bir fırsat doğmuştur: Çoğulcu demokrasiye geçiş. NecipFazıl, sahte kahramanların foyalarını açığa çıkararak gerçek kahramanın kendisiolduğunu kanıtlamanın zamanı geldiğine inanır. Rıza Tevfik'in Ürdün'de yazdığı'Abdülhamid'in Ruhaniyetinden İstimdad' (Abdülhamit'in ruhundan yardım dileme) adlı şiirini yayımlar. Atatürk düşmanlığının tam sırasıdır sanır. Yine evmiştir.Gözaltına alınır ve yirmi üç gün yatar. DP iktidarını da iyi değerlendirememiştir.Büyük Doğu'da durmadan din propagandası yapar. Dini, siyasetin tam emrinevermiştir. DP'nin ileri gelenlerinin bu doğrultuda halkın duygularını sömürmelerinin kendisi için de bir hak olduğunu sanır. Oysa, geri kalmış ülkelerde kazınayağı hiç de belli değildir. 12 Aralık 1952 günü içeri alınır. “Kırk küsur senelik hayatimda, gecelerin en işkencelisi, beni bu sabaha, hapishaneye girdiğim sabahabağlayan gecedir diye yakındığı tutukluluk hali, bir yıla yakın sürmüştür bu kez.Görülüyor ki, Necip Fazıl, halkının savaşımını veren bir şair olduğundan değil,Atatürk Cumhuriyeti'nin ilkelerine ters düştüğünden tutuklanmıştır. O, gerçekten bir Cumhuriyet aleyhtarıdır. Mısır'da Türk Birlik Rövüsü'nce yayımlanan RızaNur'un tarihinden parçalar yayımlayarak Atatürk'ü küçük düşürmeye çalışır. RızaNur'la kendisi arasında, 'Türkçülük ve milliyetçilik hududu ölçüsüyle gayet incefarklar' vardır. Ama, 'memlekete sokulması yasaklanmış eserinden' davasına veamacına yüzde yüz uygun bulduğu anı parçalarını yayımlıyor.Necip Fazıl Kısakürek'in milliyetçilik kavramı da öyle açık seçik değildir. Örneğin,Osmanlının başını yiyen olayın 'başvezirler'in yanlış seçilmeleri olduğunu söyler. 214 başvezirden sadece 79'u Türk asıllıymış. Gerisi, yabancı oldukların