Gönderi

10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2022 69. kitabı
Yine ilginç bir romandan söz edeceğim sizlere, sevgili Ayla Satıç’ın kaleminden; Matmazel Z… Savaşın açtığı yaralar, yitirilen canlar; kan, vahşet, yokluk, yoksunluk gibi olguların yarattığı acının türevleriyle tanışıyoruz Matmazel Z’nin ilk sayfalarında. Yazar bizi Saraybosna’ya götürüyor, orada yaşanan dramı ruhunuzda duyumsamanızı sağlıyor… Üstlerine kurşunlar yağarken sığındıkları çukurda eşini yitiren Sabiha, küçücük bebeğiyle canını kurtarma mücadelesine girişti. Tüm evler, aileler darmadağındı, kimsenin birbirinden haberi yoktu o an. Sabiha, bebeğini eşinin kız kardeşi Emina’ya ulaştırmayı başarsa da o kapıda aldığı dört kurşun yarasıyla son nefesini verdi… Üniversitede ekonomi okuyan Emina ve tıp öğrencisi Jasmin, iki can dosttu… Jasmin, doktor anne ve babasını, küçük erkek kardeşlerini, çok sevdiği nişanlısını yitirmişti; bir Sırp askerin tecavüzünden kurtulmaya çabalarken eline geçirdiği cam parçasını adamın boğazına saplayıp onu öldürmüştü. Emina’nın da ailesinden kimse kalmamıştı; Sabiha’nın ona emanet ettiği minik yeğeni dışında… İki arkadaş harabeye dönen Saraybosna’dan Dubrovnik’e kaçmak zorunda kaldılar; yanlarında Umut’la birlikte. Minik bebeği sevgiyle büyütmek tek amaçlarıydı artık. Bu güzelim liman şehrinde bir restoranda garsonluk işi buldu Jasmin; patronuna müzik ve piyano eğitimi aldığını, şarkı söylemeyi sevdiğini anlatınca arada müşterilere yeteneğini gösterme olanağı yakaladı. Çok iyi Almanca bilen Emina ise bir ilandan yola çıkıp çeviri işi ayarladı; evde çalışacağı için bebekle ilgilenmesi de kolaylaştı. Her şeye karşın, kazançları az olsa da tutundular yeni hayatlarına. Kimilerine göre tesadüf diye bir şey yoktu, kimilerine göre ise yaşam tesadüflerle doluydu. Yazar, hangi seçenekten ilerleyecekti? Jasmin’in restoranda tanıştığı zengin Yunanlı Quinn, iki genç kıza, kendisiyle Yunanitan’a gelmelerini önerdi bir gün; Atina’da taverna ve gece kulübü işletiyordu adam, Jasmin isterse kulüpte şarkı söyleyebilir, Emina muhasebe işleriyle ilgilenebilirdi; minik Umut rahatça büyürdü… İlerlemiş yaşıyla güven veren birine benzeyen adamın teklifine sıcak bakıyordu Jasmin; Emina’yı da ikna etti ve Quinn'e ait üç mürettebatlı yatla limandan ayrıldılar… “…Atina'ya doğru giderken yol boyunca patronla sürücü Yunanca bir şeyler konuştular, onları hiç anlayamayan Emina içinde garip bir huzursuzluk ve yabancılık duydu. Dil, bir yerlere ait olmak için temel unsur herhalde diye düşündü. Dubrovnik'te bu yabancılığı hissetmemişti, bildiği diller konuşuluyordu. Okuduğu bir kitapta, dilini yitiren uluslar kısa sürede ulus olma özelliğini de kaybeder, birlik ve beraberliği sağlayan ana unsur dildir, diye bir şeyler olduğunu hatırladı, ah! Sevgili vatanım! diye aklından geçirdi, gözleri buğulandı. Atina'ya geldiklerinde geçtikleri yerlere daha dikkatle bakıyordu kızlar, yeni hayatlarına... Ana caddeden ayrılıp daha dar sokaklara girdiklerinde ilk dikkatlerini çeken, her tarafta çiçekler, asma veya mor salkımla, hanımeliyle örtülü çardaklar, kapı girişlerinden birinci kata tırmanan begonviller oldu. Bir zamanların Saraybosna’sı gibi diye düşündü Emina.” Quinn, kızları kendine ait binanın bahçe katına yerleştirdi. Üst katta oturan Eleni, orta yaşını aşmıştı, Quinn’le kan bağı olmasa da adam için varlığı önemliydi. Eleni, iki genç kızı anne gibi sahiplenmekle kalmayıp, minik Umut’u da yüreğinde biriken hasretle sarmaladı. Hayatı Pire ve Atina'da geçen Quinn'in, Emina ve Jasmin’e gösterdiği yakınlığın bir nedeni vardı tabii ki. Bu yalnız adam, Eleni’yle en gizli sırlarını paylaşıyordu. Birbirine bağladığı duygularsa Emina’yı, Jasmin’i, hatta Umut’u yaşamının odağına konumlandırıyordu… Jasmin, gönlünce şarkılar söyledi, gün geçtikçe ünlendi. Emina, muhasebe işlerini titizlikle yürütüp patronunun güvenini kazandı. Quinn’e karşı ilk günlerdeki kaygılarından eser kalmadı. “…O kanlı topraklardan uzaklaşmaları, yeni bir vatan edinmeleri çok hızlı olmuştu, şimdi düşünüyordu da hiç tanımadıkları bir adamın peşine takılıp gelmişlerdi, "Ne kadar çaresiz ve umutsuzduk ki her şeyi göze aldık," dedi kendi kendine. Bu adam kendilerini beyaz kadın tacirlerine satabilirdi, çocuğu bile satardı istese. Allah’tan çok dürüst biriydi bu Yunanlı, şansları bir kez olsun yaver gitmişti. Zaman zaman Jasmin'le konuşurlardı, Quinn niye kendilerine bu yakınlığı göstermiş ve iş vermişti? Adam, eskort servisi çalıştırsa anlayacaklardı, sarışın güzellikleri burada para ederdi, öyle bir şey de yoktu. Atina, sarışın olmasa da güzel kadınların çok olduğu bir şehirdi, üstelik Yunan kadınları beyaz tenleriyle ünlüydü, niye onlar değil de biz? Jasmin'i sahne yeteneği için, Emina'yı da onun vazgeçilmezi olduğu için seçtiğine karar verdiler sonunda. Aradan zaman geçince bunları sorgulamaktan vazgeçtiler. Hayat onlar için ne yazdıysa onu yaşayıp göreceklerdi…” Yunanistan’da güzel koşullara kavuşmuşlardı... Savaşın acıları yüreklerinden silinmese de Quinn’in karşılık beklenmeden sundukları iki genç kadını huzurla buluşturdu. Ama arka planda başka dramlar vardı; yaşam kimse için durağan değildi. Jasmin’in ruhunda kopan fırtınalar, sahnenin getirdiği renkli hayat, ilgisini esirgemeyen erkekler… Sonra elçilikte ateşe olarak görev yapan Mustafa Çınar’la kesişti yolu. Bu adam canından çok sevdiği, yitirdiği nişanlısını unutturabilecek miydi? Mustafa, Jasmin’i seviyor muydu? Ve Quinn’in derinlerdeki yarasının acısı dinecek miydi? Sarsıcı yıkımın akışı içinde bir kurgu; savaşın yok edici gücü, insanın her koşulda vazgeçmeyen ruhuyla var olma çabası… Küle dönmüş Saraybosna’dan canlı kurtulmayı başarmış Umut’un üzüntülerden uzak tutulan, sevgiyle sarmalanan mutlu görüntüsü, romanda aynı zamanda umudun imgesi.  Dahası Matmazel Z’de… Sevgili Ayla Satıç’ın kalemine sağlık. Kitaplar ölümsüzdür; kitaplar iyi ki var…
Matmazel ZAyla Satıç · Edebiyatist · 03 okunma
·
571 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.