Gönderi

gri hüzme
Niels Bohr'un dediği gibi "Gerçek olarak nitelendirdiğimiz her şey, gerçek olarak niteleyemeyeceğimiz şeylerden oluşuyor" 1930'larda, Albert Einstein'ın kuantum mekaniği konusunda çekinceleri vardı. Bunun üzerine geliştirdiği teoriye göre gelişigüzel bir uzaklıkta da olsa evrende bir noktada olan bir olay bir başkasını anında etkiliyordu. Buna "uzaktan hayalet etki" ya da "uzaktan etkileyen korkutucu eylem" dedi. Çünkü bu tarz bir olayın saçma olduğunu düşünüyordu. Bu ışık hızından hızlı iletişim demekti ki bu görelilik kuramı ile çelişen bir durumdu. Dolanıklık teorisi, evrende bulunan iki dolanık parçanın birbirlerine zıt şekillerinde eylemler sergilemesiyle ortaya çıkmış olan bir teoridir. ... Bunun sebebi, evrenin iki ayrı ucundaki iki parçacık arasında bile "kuantum dolanıklık" etkileşiminin gerçekleşme ihtimalidir. 1980'lerin başında, Paris Üniversitesi'nde bir bilim insanı parçacıklar üzerinde deneyler yapıyordu. Alain Aspect, iki fotonu deneylere soktu. Aspect, parçacıklar arasında bir mesafe bırakarak, parçacıkların birbirleriyle olan bağlarını inceledi. Sonuçlar ilgi çekiciydi. İki foton, birbirlerinden uzakta dahi birbirleriyle haberleşiyorlardı. Bir fotona yapılan etki "anında" diğerinde ortaya çıkmaktaydı. Bu, John Stewart Bell'in teoreminin kanıtı anlamına geliyordu. Fizikçiler, ortak atadan gelen parçacıkların aralarında mutlak bir bağın olduğunu, dahası bu bağın uzaklıkla bağlantılı olmadığını gördüler. Einstein'in itirazına neden olan "ışık hızından da hızlı" haberleşme, kanıtlanmıştı. Aslında bu, ışık hızından hızlı haberleşme yerine, "eş mekanlılık" ya da "dolanıklık" olarak tanımlandığında daha doğru olacaktır. Zira parçacık fiziği göstermiştir ki, ortak atadan gelen parçacıklar (ya da bir defa bile etkileşime geçmiş parçacıklar) birbirlerinden hiçbir zaman ayrılmıyorlardı. Aralarındaki mesafe ne olursa olsun. İster bir metre ister bir galaksi
·
2 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.