Hatırlamak belki de insana bahsedilen en büyük lanetti.
Her şeyin kabuğunu parayla alınıp özünün alamayacağını öğrenmişti.
Neticede önemli olan varılmak değildi, yola çıkma cesaretiydi.
Gülmek tüm insanlığın ortak dili olmalı.
Cennet neydi? Cehennem neredeydi? Bilmiyordu ama o gün fark etti ki insan her ikisini de içinde taşır.
Dünyanın savaş ve yıkımlarla çalkalandığı 1900’lü yılların başında dünyaya gelen İffet, küçük yaşlarda anne ve babasını kaybetmiştir. Osmanlı askeri olan ağabeyi İffet’i büyütür ve eğitim almasını sağlar.
İffet, genç bir kadın doğum hekimi olarak mezun olduktan sonra ağabeyinin yönlendirmeleriyle Ege’nin küçük bir kasabasına yerleşir ve görev yerinin değişmemesi için kendisinden yaşça bir hayli büyük bir adamla evlendirilir. Hayatının dönüm noktası ise, iki çocuk annesiyken çalıştığı hastanedeki bir hekime âşık olması olacaktır. Aşkı hayatında ilk defa tadan İffet, erkek egemen bir toplum tarafından linç edilmeye çalışılacak ve iki çocuğuyla birlikte Anadolu’nun ücra köşelerine sürgünlere gönderilecektir.
İffet Hanım’ın gözünden, onun yaşadıklarını ve o dönemleri okuyoruz kitapta. İffet Hanım’ın hem seksenli yıllar penceresinden hem de Cumhuriyetin ilk yılları perspektifinden sürgünler, tacizler, dışlamalar ve linçler karşısında iki kızıyla birlikte verdiği zorluklarla mücadelesini...
İffet Hanım kitabı; konusunu, yalın anlatımını, yazarının dilini severek okuduğum bir kitap oldu. İffet Hanım’ın ve yakınlarının hikayesini okurken çok etkilendim. Sıcacık ve dolu dolu bir eserdi. Tavsiye edeceğim güzel bir kitaptı.