·376 syf.····Okunma: 17 Eylül 2022 00:00 Babasının cenazesinde yaptığı anma konuşmasında söyleyecek tek bir iyi şey bile bulamayan Lily, Boston'a döndüğünde kendini bir apartmanın çatı katında bulur. Duvarın üstüne oturup ayaklarını aşağı sarkıtırken intihar fikrini düşünür ama intihar etmeyi asla düşünmez. Tam o sırada çatı katına çıkan bir adam ile aralarında gelişen sohbet birçok şeyin başlangıcı olur...
Kitabı baştan sonra spoiler vererek anlatmak istiyorum aslında ama yorumu okuyan herkese haksızlık etmekten korkuyorum. O yüzden çok fazla detay vermemeye çalışacağım.
Kitap Lily'nin babasının cenazesinden sonra düşünmek için gittiği bir çatı katında oturmasıyla başlıyor. Kendi gibi yalnız kalmak için, öfkesini atmak için oraya giden Ryle ile tanışması ile de devam ediyor. Ryle, bir beyin cerrahı. Kötü bir günün ardından hırsını çatı katında ki sandalyelerden çıkarmak isterken Lily'i görüyor ve intihar edeceğini sanıyor. Daha sonra sohbet etmeye başlayıp aralarında bir oyun başlatıyorlar. Çarpıcı gerçekler oyunu... Bu iki kelime söylendiğinde ikiside sırasıyla hayatlarındaki gerçekleri söylüyorlar. Güzel geçen ve onları yakınlaştırmaya ramak kalan bir süreden sonra Ryle'ın gitmesi gerekiyor ve gidiyor.
Bundan sonrası ise tahmin ettiğiniz üzere tekrar karşılaşma ve gelişen bir ilişki ile devam ediyor.
Lily babasına çok öfkeli çünkü çocukluğu boyunca babasının annesini istismar edişini izlemiş. Annesinin babasını bırakmaması, terk etmemesi ile Lily için resmen travma haline gelmiş. Babasıyla birlikte annesini de suçluyor ama babası kadar değil tabiki.
Lily, küçükken yazdığı günlükleri tekrar okumaya başladığında ise geçmişle ilgili bilgiler öğreniyoruz. Onbeş yaşındayken aşık olduğu ilk aşkı olan evsiz çocuk Atlas'ı okuyoruz, babasının annesini istismar edişlerini okuyoruz. Bundan sonrasında sanırım biraz spoiler vereceğim. Devamını okumak istemeyenler için kitap ile ilgili fikrimi de belirteyim hemen. Ben kitabı çok beğendim. Lily karakterini aşırı sevdim. Okumak isteyen herkese tavsiye ederim.
-- SPOİLER --
Öncelikle Ryle'ın kardeşinin tesadüfen Lily'nin dükkanında işe başlaması bana kelimenin tam anlamıyla fazla tesadüf geldi. Böyle olmamasını tercih ederdim. Ne bileyim. Ryle ile farklı şekilde karşılabilirlerdi tekrardan.
Ryle, kitabın ortalarına kadar güzel bir erkek karakter gibiydi ama nedenini anlayamadığım bir huzursuzluk vardı içimde. O günlükleri okumaya başladığımdan beri favorim hep Atlas oldu. Onun bir yerlerden çıkıp Lily'i almasını istedim.
Belki de içten içe Lily'nin de annesi ile aynı kaderi yaşayacağını hissediyordum. Nitekim Ryle, kafayı yemiş gibi davranmaya başladığında korktuğum şey başıma gelmiş oldu. Lily'i ilk ittiğinde bunun tekrar edeceğini biliyordum. Aslında Lily'de biliyordu. Sürekli kendini annesi gibi olmadığına, Ryle'ın babası gibi olmadığına ikna etmeye çalışmalarını dudak bükerek okudum. Kadar motifi denen şey ne yazık ki Lily'i de buldu. Onca erkek arasından gidip şiddet eğilimli olanına aşık oldu bir şekilde.
Kitapta en hoşuma giden şey ise Atlas'ın Ryle'a saldırıp "ona bir daha dokunursan o elini koparıp ağzına tıkarım" diye tehdit etmesiydi bence. Aşırı sahiplenici bir hareketti.
İlk yaşanan şiddet olayının üstüne Lily'nin Ryle ile evlenmesine çok şaşırmadım. Affettiyse evlenmesi de mümkündü.
Bazen Atlas ile hiç karşılaşmasalardı Ryle yine de Lily'i dövecek bir bahane bulur muydu diye düşünmeden edemedim çünkü Lily, her istismarını Atlas yüzünden yaşadı. İlki hariç...
Lily'nin Ryle'ı birkaç kere affetmesini yadırgardım ve kızardım normalde ama insanın içindeki aşk ile savaşmanın nasıl bir şey olduğunu biliyorum. İstismar her zaman fiziksel olmayabiliyor. Duygusal anlamda istismar edildiğin bir ilişki de bunun kadar kötü ve onu bitirmekte bunu bitirmek kadar zor.
En son gördüğü şiddetten sonra hamile olduğunu öğrendiğimizde Lily'nin Ryle'ı tekrar affedeceğini düşündüm. Bebek için ona bir şans daha vereceğini ama onun yerine hamilelik bitene kadar ayrılma ya da barışma kararı almayarak beni şaşırttı ve o an anladım ki bebek için yapilacak en doğru şeyi yapıyordu.
Bebek doğduğunda ise ilk yaptığı şey Ryle'a boşanmak istediğini söylemesi oldu. Birlikte geçirdikleri son zamanlar göz önüne alındığında barışacağını ve Ryle'ın da düzeleceğini böylece mutlu sonla kitabın biteceğini düşünmüştüm kalbim buruk bir şekilde ama öyle olmadı. Lily benden daha gerçekçiydi. Ryle'ın düzelmeyeceğini biliyordu ve kızı için yapması gereken en doğru şeyi yaptı. Ayrılık konuşması yaptıkları sırada bende çok üzüldüm. Ryle'ın kontrol edemediği öfkesine üzüldüm, Lily'nin aşık olduğu adamo terk etmek zorunda olmasına üzüldüm. Karşılıklı hıçkıra hıçkıra ağlayarak ayrılmalarına üzüldüm ki bilen bilir en kötü ayrılık severek ayrılmaktır.
Ryle'ın Lily'i sevmediğini düşünmüyorum. Seviyordu bence. Neden başkalarına değil de sadece Lily'e şiddet eğilimi vardı o zaman diye sorabilirsiniz. Bence bunun eş olmakla alakası var. İnsanlar en çirkin yanlarını hep en yakınlarına göstermeye meyilli. Sanırım bu da eşin payına düşüyor. Ryle'ın çocukken yanlışlıkla kendisinden bir yaş büyük abisini vurup öldürmesinin onda nasıl bir travma yaşattığını tahmin bile edemiyorum. Bence beyin cerrahi olma sebebi bile buydu. Tabiki bu travması onun Lily'e yaptıklarını haklı çıkarmıyor. Başından beri onda yanlış bir şeyler olduğunun farkındaydım zaten ve Lily'nin onunla olmasını istemedim. Ben her zaman Atlas'ı tuttum.
Kitaptaki baş erkek karakter Ryle gibi görünüyordu ama bence kesinlikle Atlas'tı. Nitekim kitap Atlas ile bitti. Tuttuğum taraf kazanınca mutlu olmadım diyemem. Çok mutlu oldum.
Bir bütün olarak kitabı ve Lily'i çok sevdim. Öyle bir noktadayım ki kitabı tamamen unutup baştan okumak istiyorum.