Gönderi

Ayna
Kim olduğumu bilmiyorum. İnsanlara kendilerinin kim olduğunu göstermekten ibaretim. İnsanlar beni çok seviyor. İyi biri miyim o halde? Hayır. Beni ben olduğum için sevmiyorlar. İnsanlar bencil. İnsanlar beni kullanıyor. Herkes kendini beğenmiş. Aslında kendilerini seviyorlar. Onlara onları gösteriyorum. Bu yüzden beni seviyorlar. İşte. Benim bulunduğum evde yaşadığı için kendini benim sahibim sayan kişi geliyor. Karşıma geçip gülümsüyor. Ben de her seferinde bana gülümsüyor sanıp gülümsüyorum. Ona kendini güzel gösteriyorum. Halbuki o kendine gülümsüyor. Ben yalnızca bir aynayım. Beni güzel yapacak tek şey yansıttığım, değil mi? Makyaj yapıyor karşımda, poz veriyor. Fotoğrafımı çekiyor. Ama fotoğrafa bakan kimse bana önem vermeyecek. Her zamanki gibi. Çekip gidiyor. Bense buradayım. Kızıyorum ona, arkasından bağırıp çağırmak istiyorum. Seni sana ben güzel gösterdim! Telefonunda güzel görünmek için filtre üstüne filtre koyuyorsun. Bense seni görmek için bekliyorum her gün. Sana gülümsüyorum, sen de kendini güzel sanıyorsun. Bazen tozumu alıyorsun, beni seviyorsun sanıyorum. Nasıl seviniyorum, nasıl heyecanlanıyorum... Tertemiz gösteriyorum sana seni, bir tane olsun güzel söz bekliyorum. Sen ne yapıyorsun peki? Yine fotoğraf çekiyorsun. Beni değil, içindeki kendini. Karşıma geçip kendinle konuşuyorsun. Benimle hiç konuştun mu? Kim olduğumu bilmiyorum. Senin yüzünden. Benimle konuşmuyorsun, bana değer vermiyorsun, benim varlığımı bile hatırlamıyorsun ki. Ben, peki ben? Ben ne yapıyorum? Her gün seni bekliyorum, sana seni güzel göstereyim diye. Suç bende! Suç bende! Ne diye boşa uğraşıyorum? Bundan sonra sen bana nasıl davranıyorsan ben de öyle davranacağım. Bana gülümsemediğin sürece ben de sana gülmeyeceğim. Aynana da filtre koyabilecek misin bakalım? Kendini güzel görmeyince de karşımda pozlar verebilecek misin? Beni kendine söylediğin sözlerle kandırabilecek misin tekrar? İşte geldin. Yine seni bekliyorum. Ancak bu sefer heyecanla değil. Kinle, hırsla. Yüzün gülerek girmişsin eve. Ne o? Güzel mi geçti günün? Karşıma geçiyorsun. Makyajını sileceksin. Makyajsız da beğeniyorsun, daha doğrusu beğeniyordun kendini. Şimdi de öyle olacak mı? Bak bakalım şimdi nasıl görünüyorsun. Ne oldu? Beğenmedin kendini değil mi? Üzgün değil şaşkınsın. O kadar egoistsin ki güzel görünmediğin için çirkin olduğunu değil durumun anormal olduğunu düşündün. Ama sen bekle. Bunu da değiştireceğim. Kendine bakmayı bırakıp telefonunun filtrelerine gömülüyorsun. Aynada bulamadığın güzelliği onlarda ara bakalım. Aradığın güzelliği sana sadece ben verebilirim, ve de vermeyeceğim. Evet, böyle uzaklaş benden. Böyle kaç seni bekleyen sondan. Yarın görüşürüz! Sabah gözlerini açtığın gibi karşıma geçtin. Ama bu aynadaki de kim? Benzetemedin mi kendine? Komik. Çünkü gerçek sen busun. Hep de buydun. Yalnızca ben geç kalmıştım fark etmekte. Yüzünün nasıl asıldığını görüyorum. Ama biliyor musun? Asık suratınla daha da çirkin görünüyorsun. Makyajda buluyorsun çözümü, ama fayda yok. Artık bu aynada seni güzel göstermenin bir yolu yok. Yine de bunu fark etmen zaman alacak. Her şeye rağmen kendine gülümsemeye çalışıyorsun. Bu haline rağmen barışmaya çalışıyorsun görüntünle. Halbuki "aynalarla" barışmak der insanlar, sen hiç denedin mi aynanla barışmayı? Hiç özür diledin mi benden? Dur dur, gitme. Daha konuşacaklarım var seninle! Gülümsüyor gitmeden, bir an savaşımızı unutup ben de ona gülümsüyorum. Yine hoşuna gidiyor kendisi. Mutlulukla çıkıyor evden. Nasıl da unuttum! Nasıl ona gülümsedim! Ancak acısını çıkartacağım. Ertesi gün devam ediyoruz savaşımıza. Öyle bir savaş ki kazanan da kaybeden de baştan belli. Gel de karşıma geçip bir bak kendine. Uyanmışsın, duyuyorum adımlarını. Bana doğru gelse de adımların, ayakların geri geri gidiyor biliyorum. Ama dedim ya, ben kazanacağım. O yüzden karşımda buldun kendini. Ne o? Gözlerini kaçırıyorsun bugün benden. Yüzünü yıkıyor ancak bakışlarını kaldırıp bakmıyorsun. Makyaj çantana da gitmiyor elin. Bugün bana eğlence yok mu? Gidecek misin öylece? İşte göz göze geldik. Yüzün buruştu aniden. Kafanı çevirdin, gidiyorsun. Bugün çıkmayacak mısın evden? Hiç oturmazdın evde, moralin mi bozuk? Hızlı adımlarla çıktın, aynı hızlı adımlarla da geri döndün. Ne oluyor öyle? Evdeki bütün aynaları kucağına doldurup getirmişsin. Öyle bir hışımla fırlattın ki hepsini lavabonun içine, bir an içlerinden biri gelip beni bulacak diye korktum. Zavallı can dostlarım, gözümün önünde, çoğu çatlamış halde, çaresiz yatıyorlar. Ancak üzülmeyin dostlar! Zafere giden yolda ufak kayıplarsınız siz. İntikamınızı alacağım. Günlerdir çıkmadın evden, gelen ziyaretçileri kapıdan çevirdin, hastayım diyorsun soranlara. Çirkinlik de hastalıktan mı sayılır olmuş? Gel de bir yanıma uğra, iki laflayalım seninle. Yüzünü gören cennetlik! Adımlarını duyuyorum: Geliyor musun? Gerçekten geldin! Bu sefer kaçırmıyorsun gözlerini benden. Dosdoğru gözlerime bakıyorsun. Ama bu bakışlar... bu bakışlarda bir fark var... Nefretle bakıyorsun bana bugün... Tıpkı benim de sana baktığım gibi! Şimdi birbirimizi anlamaya başlayabildik demek ki. Bir şey mi söyleyeceksin kendine? Dudakların aralanıyor. "Neden benden nefret ediyorsun?" Bir dakika... bu soruyu kendine mi sordun bana mı? "Neden böyle davranıyorsun? Sanki... sanki korkunç bir şeymişim gibi." Gerçekten de benimle konuşuyorsun! Sana öyle davranmıyorum. "Ya ne o zaman?" İnanamıyorum. Beni duyuyor musun? Bana cevap mı veriyorsun? Sana korkunç bir şeymişsin gibi davranmıyorum çünkü sen bizzat o korkunç şeysin. "Ne yaptım sana?" Hiçbir şey! Sorun da bu! Ben sana her gün kim olduğunu gösteriyorum. Ancak kendim kim olduğumu, nasıl olduğumu asla öğrenemeyeceğim. Hiçbir zaman kimse bir aynanın gerçek görüntüsünü bilemeyecek. Çünkü sürekli karşımdakini yansıtmakla meşgulüm. Ve siz, siz de bana asla değer vermiyorsunuz. Beni değerli kılan tek şey yansıttığım. Ben sürekli yansıttığım şeye dönüşmek zorundayım. Asla kendim olamam, hatta ben diye bir şey yok. Yalnızca yansıma var! İşte bu yüzden nefret ediyorum senden! Ben sen değilim! Halbuki sen benimle konuşurken bile kendini görüyorsun. Bunları sana kendin söylüyor sanıyorsun. O zaman kendinden şunları duy: Sen iğrenç birisin! Kimsenin gözünde değerin yok! Kendinden başka kimse umurunda değil senin. Bencilsin, bencil! Ve hatta narsistin tekisin! "Yeter! Yeter, sus artık! Duymak istemiyorum! Senden nefret ediyorum! Her şeyden, herkesten, kendimden... Hepinizden nefret ediyorum!" Dur! Bekle! Sakın o elindekini bana fırlatma! Tamam, çok ileri gittim. Sakin ol. Dur, yapma!.. Kim olduğumu bilmiyordum. Halbuki herkese kim olduğunu öğretiyordum. Hepsini kıskanıyor, hepsinden nefret ediyordum. Kim olduğumu öğrenmek istiyordum ancak asla öğrenemeyeceğim sanıyordum. Şimdi paramparça halde, her bir yana dağılmış, güçlükle nefes alan bir aynayım. Ve kim olduğumu, nasıl biri olduğumu ancak bu son saniyelerimde, kırık parçalarımdan biri bu insanın bileğine gömülürken anlıyorum. Ceren Ela, 2022
1000Kitap
··
730 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.