·240 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Ekim 2022 13:33 'Yaşadığımız Günler' denildiğinde bugün yaşadığımız sıkıntılar ve sorunlar yanında olumlu olarak nitelendirdiğimiz şeyler, kısacası iyisiyle kötüsüyle, olumlu-olumsuz her hâliyle içerisinde bulunduğumuz hayat akla gelebilmektedir.
Rasim Usta, evet, bugünü anlatmaktadır. Ancak kitabın ilk baskı yılının 1985 olması bizleri yanıltmamalı. Çünkü o günden bugüne hayatımız durağan geçmemiş olup aksine çok hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşamıştır ve bu değişim ve dönüşümler de kitaba dahil edilmiştir. "Dün dünde kalmıştır, bize bugün lâzım" mantığının da sağlıklı bir düşünme olmadığını; aksine dünle bugünün arasında bir set değil, bir köprü olduğu gerçeğini daima hatırda tutmak gerektiğini herhâlde söylemeye gerek yoktur. Öyle değil mi?
"Yaşadığımız Günler", günümüzü anlatırken sadece bugünle sınırlı tutulmamıştır. Çünkü bugünü anlamak ihtiyacı bir başka ihtiyacı beraberinde getirmektedir: bugün olup bitenlerin kaynağına yönelmek üzere geçmişe yol alma ihtiyacı. Rasim Usta, bugünü anlamanın geçmişten bugüne seyrine bakmakla (tabiî sadece bu yolla değil) mümkün olabildiğini bize göstermektedir. Diğer bir ifadeyle daha çok bugünün hastalıkları üzerinde durmakta ve bugünkü hastalıkların kaynağını tarihi seyriyle gözler önüne sermeye çalışmaktadır. Zira hastalığın sebebini anlayabilirsek şifâsını arama ve bulma yolunu da aralamış oluruz.
Bir şeyin yanlışlığını apaçık göstermek, bir bakıma aslında çözümün kapısını aralamak demektir. Kanımca Ustamızın yaptığı da budur; yani okuyucularına sıkıntıların kaynağını göstererek bir farkındalık sağlamaktır.
Üstad, bugün çıkan problemlerin, marazların sebeplerini teker teker sıralamak yerine, size hastalığın kaynağı olan bir gözlüğü tanıtıyor. Adeta, eğer bu gözlükten bakmanın ne demek olduğunu anlarsanız, dünden bugüne yaşadığımız sıkıntıları da anlamış olmaktasınız, demektedir. Gözlüğü takıyor ve bu gözlüğün eseri olan neticelerden bahsediyor. Sonra gözlüğü çıkarıyor ve bize ait gözlükten bakıyor. (Burada şunu da söylemeden edemeyeceğim; eğer bize ait gözlüğü veya benzerini daha önce görmemişsek, ne olduğunu bilmiyor isek ve dolayısıyla takmıyor isek, buradaki farkları anlamamız muhal olacaktır.) İşte orada Batı'nın insana, tabiata, hayata yüklediği anlam, ahlâk anlayışı, felsefesi, düşünüş tarzı, beslenmesi/hangi gıdaları nasıl tükettiği, hedefleri, ürettikleri tüm gerçekliğiyle ortaya seriliyor. Yani bir gözlüğün aslında ne kadar kötü, gözü daha da körleştiren bir gözlük olduğunu daha kaliteli ve daha net gösteren, daha sağlıklı bir gözlükten bakarak anlıyoruz. Devamında hastalığın kaynağı olan bu marazî gözlüğün getirdiği diğer çeşitli göz hastalıklarının şifâsını da yine kendi gözlüğümüzden bakarak bulabileceğimizin, bulmamız gerektiğinin idrâkine varıyoruz.
Bu kitap sayesinde bugün gündemimizde olan pek çok sıkıntının en sorunlu yerini eskisine nazaran daha iyi anlamış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Ancak aynı zamanda bu tehlikeli ve hastalıklı Batı anlayışını, hayatımıza hâkim olan kirli havasını, suyunu, zehirli gıdasını bizlere gösterdikleri gibi; kendi anlayışımızı, kendi kubbemizi, kendi gözlüğümüzü bize en güzel şekiller ile tanıtan, anlatan, öğreten bu güzel insanları kaybetmek insana derin hüzün veriyor.
Evet, kaderimiz böyledir. İnsanlığa yol gösterici eserler bırakan, insanlığı sağlıklı bir şekilde ayakta tutma gayretinde olan insanları kaybetmek, yolun devamında nasıl hareket edeceğimiz, nereye gideceğimizi gösteren kılavuzun eksikliğini ânında veya zamanla hissettirmektedir. Bu güzel insanların bıraktıkları bu güzel mirasların en hoş ve iyi yanı da tekrar okuma ve okudukları üzerinde nitelikli kafa yorma faaliyetleri, tefekkür ile yolun doğru şeridini tespit edebilme ve o şeritte yol alabilmeyi sağlıyor olmasıdır, kanımca.
Rabbim Rasim Ustamızın, bu gök kubbede hoş bir sadâ bırakan tüm büyük üstadlarımızın mekânlarını cennet eylesin, âlî eylesin. ALLÂH onlardan râzı ve hoşnut olsun. Bizleri de onların yolunda eylesin.