Ahmet Ümit, polisiye denince akla gelen isimlerden biridir. Ama bu öykü kitabında cinayetten çok Edip'in roman kahramanlarını gerçek hayata taşımasını konu ediyor. Kitabı okurken aslında hepimizin içinde bir Edip olduğunun farkına vardım. Hepimiz roman kahramanlarını gerçek hayatta aramıyor muyuz? Genellikle de aradığımızı bulamıyoruz. Kimimiz Selim Işık'ığın tutunamayışı, Bay C'nin kalabalıklardaki yalnızlığını, Hikmet Benol'un karakter bölünmüşlüğünü, Raskolnikov'un hayatta kalmak için katil oluşunu, Anna'nın aşkının peşinden koşarken yapayalnız kalışını, parkta otururken Maria Puder ile karşılaşmayı farkına varmadan istiyoruz. Kitabı okurken yazarın bize sunduğu hayallerin ya da gerçeğin peşinde koşmayı onları hayatımıza taşımayı Edip gibi düşünüyoruz. Ama Edip daha cesur davranarak onları canlandırarak kitabı gerçek dünya taşımaya çalışmış. Bunları yaparken unuttuğu bir şey vardı. Yaptığı kendine zarar vermekten başka bir şey değildi. Agatha Christine yıllar önce ölmüş bir yazardı. O kadar ileriye gitmiştiki hayalle hakikati ayırt edemez olmuştu. Peşinden koştuğu haz duygusu onun sonu oldu...