Puan vermedi·56 syf.····Okunma: 18 Kasım 2022 22:15 Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi, ana konusunu neredeyse herkesin, özellikle de filmi sayesinde bildiği bir kitap. Sanırım uzunca bir filme çevrilmiş olmasının da etkisiyle pek çok okur kitapta işlenen böyle garip bir olayın Benjamin Button'ın psikolojisine etkilerinin eksik kaldığını düşünmüş. Ancak bence tamamlanmış bir metindi. Hikayeler kısa yazılmış romanlar değildir. Bence bu konunun hikaye olarak yazılmasının roman olarak yazılmasına göre bazı avantajları vardı.
Birinci avantaj, Benjamin Button hakkında fazla ayrıntı vermeyerek, kendimi ya da çevremden birini bu pozisyonda bulduğumu hayal edip olayı kendi hayatımda yaşansa nasıl olurdu, buna en yakın ne olabilir diye düşünmemi kolaylaştırmasıydı. Eğer Benjamin Button ve kitaptaki evren hakkında ayrıntılar verilmiş olsaydı, böyle bir olayın bambaşka bir evrende bambaşka kişilerin başına geldiğini düşünürek bir okuma yapacaktım. Gerçi böyle bir şeyi gerçek hayatta yaşasam nasıl olurdu diye düşünmek kolay olmasa gerek, çünkü aynı şekilde gerçekleşme ihtimali olmayan bir durum, bir incelemede bu duruma en yakın olarak verilebilecek örneğin; hızlı yaşlanma hastalığı olan progeriadan muzdarip bebekler olduğunun söylendiğini hatılıyorum. Ancak ne yazık ki onların durumunda zamanla kendiliğinden gençleşme şansı da olmuyor tabii.
İkinci avantaj, bir roman yazılması durumunda havada kalacak pek çok şey olmasıydı. Örneğin eğer hikaye uzatılmak ve ayrıntılandırılmak istenseydi, kurgunun gerçekçi kılınması için doktorların Benjamin'i gözlem altında tuttukları, belki kaçırdıkları, deneyler yapmaya çalıştıkları bir olay örgüsü yazmaları gerekebilirdi. Ancak diyelim ki Benjamin Button'ın tıbbi testlere girdiğine dair bir olay örgüsü yazıldı, bu testlere nasıl bir sonuç kurgulanabilir? Yaklaşık 1.60 boyunda bir bebek olarak doğduğu söyleniyor. Bir kadının böyle bir hamilelik geçirmesi ve bu kadar büyük bir çocuk doğurması bile bu konuda yazılacak bir romanın evreninde ciddi çözümler gerektiriyor. Ve eğer bu konu tıbbi metnin altında boğulsaydı bu kadar güzel olamazdı. Ama bunları yazmadan konuyu uzatmaları halinde de metnin yarısı gerçekçiyken diğer yarısı havada kalmış olacaktı.
Benjamin Button'ın yaşadıklarının yeterince yaşlanabilen herhangi birimizin yaşadıklarından çok farklı olduğunu düşünmüyorum. Bence kitabın odak noktası da burası. Sadece yaşlı Benjamin akli olarak sağlıklı kurgulandığı için doğduğu anda konuşması gibi örnekler farklılıklara yol açıyordu. Bunamadan mustarip, konuşmayan bir yaşlı olarak doğsaymış yaşamın başı ve sonu arasındaki benzerlikler daha da göz önünde olurmuş.
Normal yaşlanma süreciyle Benjamin'in hikayesini benzetme sebebim, insanların Benjamin'in yaşına uygun davranmasını beklemekteki ısrarlarıydı. Bunlar bana bazı durumlarda ileri yaşlardaki insanlara 'Yaşından utan, bu yaşta daha olgun olmalısın, bu yaşta bu tecrübeyle şöyle hata yapılır mı?' gibi sözlerin söylendiğini hatırlattı. Dikkat edilirse bu sözler hep hayatımızın sürekli bir yükseliş olduğu görüşüne dayanıyor. Bugün, dün olduğumdan daha iyi olmalıyım. Toksik olmamak, insanları birbiriyle yarıştırmamak için bile' kendi geçmişinle yarış' diyoruz. Halbuki hayat her zaman yükselişten ibaret değil. Elli yaşımızda yaptığımız bir hata, yirmi yaşımızda asla yapmayacağımız bir şey olabilir. Ama toplumda, özellikle de kitabın yazıldığı dönemde insanın yaşına uygun davranması için yapılan çok ciddi bir baskı vardı (Bence hala, biraz hafiflemiş olarak da olsa var.). Ergenliğe girmiş kişiler bir süre daha eskisi gibi oynamak isterlerse dışlanabiliyor, artık genç kız oldun, çocuk değilsin diye kadınların davranışları ve sosyal hayatları kısıtlanabiliyor, insanlar çok severek yaptıkları hobilerini; belli bir yaşa geldim, artık ciddi işlerle uğraşmalıyım diyerek terk edebiliyor. Belli bir yaşa gelen kişi mutlaka bizim iyi diyeceğimiz bir işe girmeli. Kitapta da Benjamin Button'ın başvurduğu üniversiteler Harvard ve Yale, bu da yazarın bu hikayede toplumun baskı unsurunu göz önünde bulundurduğunu düşündürüyor.
Tabii bir de evlilikte yaşa takılanlar var. Genç ve güzel Hildegaard, erkeklerin asla kırklı yaşlarından önce olgunlaşamadıklarına inanarak olgun bir erkekle beraber olmak istiyor ve elli yaşında sandığı Benjamin Button'la evleniyor. Benjamin Button gençleşip de karısı yaşlandıkça aralarında sorunlar çıkıyor, Bemjamin Button artık karısından eskisi gibi hoşlanmıyor. Ancak biz kendimiz de yanımızdakiyle birlikte yaşlanıyor da olsak, kendimize çok alıştığımız ve geçiş çok yavaş gerçekleştiği için kendimizdeki değişiklikleri, yanımızdaki kişide gerçekleşen değişiklikleri algıladığımıza göre daha az algılıyoruz. Yani Benjamin'in, karısını artık çekici bulmama sebebi kendinin gençleşmesi miydi, yoksa kendi de kadınla beraber yaşlansaydı da genç bir kadın için onu terk eder miydi?
Sonuç olarak hikayeye gerçekçilik veya kurgu açısından değil, toplumda yaşa atfettiğimiz değeri sorgulama açısından bakıldığında kitabın daha doyurucu ve beklentiyi karşılayan bir okuma sağladığını düşünüyorum. Ve bu kitap bize özellikle yaşlıların en tecrübeli ve bilge kişiler olmaları gerekmediğini, yaşamda ya da bir işte ne kadar süre geçirdiğimizin her zaman ne kadar iyi olduğumuzla doğru orantılı olması gerekmediğini, hem kişisel tarihimizin hem de insanlık tarihinin (ve hatta evrenin tarihinin) her zaman yükselişte olmadığını hatırlatmalı. Teknolojinin hızla geliştiği bu günlerde zamanın ilerlemesiyle her şeyin daha iyi olacağına olan inanç çok güçlü. Ancak her zaman böyle değildi. Her ne kadar her şeyin iyiye gitmesini umut etsem de hayatın işleyişinin böyle olmadığını kabul etmek daha gerçekçi bir bakış sağlıyor, özellikle kendimize beklentilerimize uyamadığımız ve ilerleyemediğimiz için kızdığımız zamanlarda bunu aklımızda tutmalıyız.