Bree, babası öldürüldükten sonra eşyalarını toplayarak yaşadığı şehirden kaçıyor. Hissettiği acılardan kaçış biletini, ailesinin bir arada güzel vakit geçirdikleri son yer olan Pelion kasabasına alıyor.
Archer, küçükken geçirdiği kazadan sonra konuşma yetisini kaybetmiş biri, kimse de onunla iletişim kurmak için çaba göstermemiş. Geçmişindeki trajik olaylar yetmezmiş gibi bir de 7 yaşından beri "sorunlu" amcasıyla yaşıyor ve arazisinden amcası vefat edene kadar (yaklaşık 12 yıl) çıkmamış, amcası da ölünce bir başına kalıyor ve arada bir dışarı çıkmak zorunda kalıyor.
Bu ikilinin tanışmasını, birbirlerinin yaralarını sarmasını anlatan dokunaklı, tatlı bir aşk hikayesi.
Elimde Türkçesi olmadığı için İngilizce okudum, çevirisini okumak daha iyi olabilirdi belki. Kendi dilinde olmasına rağmen ara sıra can sıkan cümle hataları vardı çünkü. Bir de uzun uzadıya anlatılan yakınlaşma sahneleri(70 yaşında gibi bir tanımlama oldu ama ne yazsam gerçekten bilemedim) saf romantizmin biraz geride kalmasını sağlamış. Birkaç tanesi çıkarılsaymış keşke. (Aslında bu duruma karşı değilim kesinlikle shdhdh ama hem sık sık hem de bazılarının sayfalarca sürdüğü anları çıkartmak ya da yerine sıradan birkaç günde yaptıkları herhangi bir şeyi eklemek, özellikle bu ikilinin dinamiği ve hikayeleri açısından çok daha iyi olurdu gibi hissettirdi) Onun dışında sevmediğim hiçbir yanı olmadı.
Archer'ın kaba görüntüsünün altında yatan düşünceli, masum, yumuşak kalpli ve kırılgan insanı okumak keyifliydi, Bree'yi mutlu etmek için yaptığı şeyleri okurken gülümsememek elde değildi... Bree karakterini de Archer kadar çok sevdim, cesur oluşu, sonsuz güveni ve verdiği mücadele çok içtendi. İkisinin de birbirinin gerisinde kalmamış olması, karakter gelişimleri ve toksik bir ilişkilerinin olmaması da ayrıca güzeldi.