Puan vermedi·188 syf.····Okunma: 22 Kasım 2022 21:33 Saç örgüsü
Bir saç örgüsü yapabilmeniz için saçın sağ tarafından, sonra sol tarafından bir tutam alır ortadaki saçla birleştirirsiniz.
İşte ayrı ülkelerde , apayrı hikayelerle mücadele veren Smita ve Giulia ‘nın hikayesi gün geliyor Sarah’ın hikayesiyle birleşiyor.
Kitap; Smita’ nın yaşam öyküsüyle bizlere “Merhaba “ diyor. Bu öyle coşkulu , neşeli bir “merhaba “ karşılaması olmuyor ne yazık ki.. Hüzünle başlıyor her satır , bizler belki de sıcak yatağımızda elimizde kahve ile kitabımızı okurken , Smita ve onun gibi çok zor koşullar altında mücadele veren kadınlar nasıl var olmaya çalışıyor , şahit oluyoruz , utanarak ve sıkılarak…
Öyle ya hala kast sisteminin geçerli olduğu , bir günde milyonlarca kadına tecavüz edilen ve bu sebeple “dünyanın tecavüz başkenti “olarak geçtiği bir ülkede yani Hindistan’da, sırf kızını kendi yaşadıklarını yaşamasın diye okutmaya çalışmak , bunun için sevdiklerinden , doğduğu topraklardan hicret edip, bilinmeze gitmek, gidebilmek her kadının harcı mıdır ? Çoğumuz binlerce nimetin içinde incir çekirdeğini doldurmayan dertlerimize hayıflanırken , bir yerlerde kalbi korkuyla dolsa da umudunu hep taze tutmaya çalışan kadınların timsalidir Smita..
Ahh !! Simita, ahh !!! bana öyle çok dokundun ki senin öykünü okuduktan sonra şikayet etmeye utanıyorum …
Giulia ise , İtalyanın güneyinde babasıyla birlikte iş yapan bir kadın.. Ve bu kadın gün gelir, insanların onaylamayacağı bir adama aşık olur. Neden iki insanın arasında oluşan o güzel duygulara müdahil olmaya çalışırız ki ? Zorba kitabında Kazancakis “ artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster bulgar olsun ister Rum,isterse Türk ! Hepsi bir benim için .Şimdi , iyi mi kötü mü yalnız ona bakıyorum “der. Neden bakarız mezhebine, dinine . Sadece bakacağımız yer kalbi olsa bir insanın, kalbi iyi mi kötü mü diye baksak keşke..
Ve Giulia, babasının ani vefatı ile tüm sorumlulukları üzerine alır ve her şeye ve herkese rağmen zorlukların üstesinden gelir; tabii ki sevdiği adamın desteğiyle..
Sarah ise , Kanada’da yaşayan, herkesin başarılı (!) olmak adına birbirinin üzerine çıkıp ezdiği , duygusuzluğun had safhada olduğu , adeta dişli bir makinenin her gün birini yuttuğu , acımasızlar dünyasında, var olabilmek, ben de buradayım diyebilmek için mutlu, çocuklu, başarılı “maskesini” takmak zorunda olan bir kadındır. Kaç tane Sarah vardır şu dünyada , kendinden uzak, kendine yabancılaşmış, kendi hislerinin farkında olamayan ..
İnsan olabilmenin mükemmel olmaktan geçtiğini zannederek ömrünü tüketen kadınlar.. Çocuklukta onaylanmayan ve bu yüzden yetişkinlikte de onaylanmak için elinden gelenin daha fazlasını yaparak bitap düşen ama yine de yaranamayan kadının simgesidir Sarah.. Bu düzen acımasızdır ve kaç tane Sarah yutmuştur ne yazık ki .... Ama Sarah’ı yutamamıştır. Musibet gibi gözüken hastalığı ruhuna isabet eder ve onu kendinden kendine getirir.
Ve bu üç kadın mücadelenin simgesidir. Hayır diyebilmenin. Özgürlüğün ne denli kıymetli olduğunu anlayan kadınlardır. Yazar kitabın arkasında üç kadın, üç hayat , üç kıta … Tek bir talep : özgürlük diye yazar…
Eserini büyük bir ruh ağı gibi, birbirlerine saçlarıyla bağlanan o kadınlara ithaf eder. Seven, doğuran , ümit eden, binlerce defa düşüp yeniden ayağa kalkan, eğilen ancak yenik düşmeyen kadınlara… Onların savaşını bildiğini , gözyaşlarını ve sevinçlerini paylaştığını söyler. Çünkü her birinde kendinden bir şeyler bulur.
Her birinde kendimizden bir şeyler bulduğumuz bu kitabın tadı damağımızda kalır.
Böylesine mücadele eden kadınların hikayelerini okudukça Clarissa Estes’in o muhteşem kitabı “Kurtlarla koşan kadınlar “ aklıma gelir. Estes her kadına “kız kardeşlerim “ diye seslenir. Ve içinizdeki vahşi doğayı bulun der. Çünkü Vahşi Kadın bütün kadınların sağlığıdır. Onsuz, kadınların psikolojisi anlamsızlaşır. Bu yabanıl kadın, prototip kadındır...hangi kültür, hangi çağ, hangi politika olursa olsun, o değişmez. Döngüleri değişir, simgesel temsilcileri değişir, ama özünde o hiç değişmez. Neyse odur ve bir bütündür. O, kadınlar aracılığıyla kendine bir çıkış bulur. Baskı altına alınıp ezilirse, yukarıya doğru çıkmak için didinir. Kadınlar özgürse, o da özgürdür. Ne mutlu ki, kaç kere bastırılırsa bastırılsın, tekrar yukarı fırlar. Kaç kere yasaklanmış, ezilmiş, önü kesilmiş, sulandırılmış, eziyete uğramış; güvenilmez, tehlikeli, çılgın gibi sayısız aşağılamalarla yaftalanmış olursa olsun, kadınların içinde yukarıya doğru öyle bir çıkar ki, en sakin, en çekingen kadın bile ona gizli bir yer ayırır. En bastırılmış kadın bile yüreğinde ona gizli bir yer ayırır; gür ve vahşi gizli düşünceleri ve gizli duyguları vardır ki, doğal olan da budur. En tutsak kadın bile vahşi benliğinin yerini savunur, çünkü sezgisel olarak bilir ki, bir gün bir mazgal deliği, bir çıkış, bir fırsat bulduğunda tabana kuvvet kaçmak için ondan güç alacaktır.
İçimizdeki vahşi kadınları fark edip, özgürce yaşayabilmek dileğiyle…