·72 syf.····Okunma: 08 Aralık 2022 01:47 Kitap, Ernaux'un çocukluğundan yetişkinliğine kadar yaşadığı yerleri, çevreyi, ailesini ve onun bazı hatıralarını konu alıyor. Bu hatıralar öylece anlatılmıyor, yazar okura tamamen açılıyor, anlattıklarını yaşarken Ernaux'un neler hissettiğini okuyorsunuz. (Bazı yerlerde okur ile iletişime geçtiği bile oluyor.)
Benim adıma, eserin en çarpıcı kısmı bütün olayların, yerleşim yerlerinin, yaşanan o yılların, toplumsal zihniyetin tamamen şeffaf bir şekilde okuyucuya aktarılması idi. Çok can yakan, insana düzeni ve adaleti sorgulatan birçok kısım vardı. Bu kısımda eserden natüralist bir tat aldım diyebilirim. Hem yazarın hem de ailesinin ne kadar zor bir hayatı olduğunu görüyorsunuz. Sınıfsal düzen, toplum anlayışı ve toplum yapısına dair yazarın yaşadığı dönem hakkında birçok ipucu topluyorsunuz. Elimizde hem çok akıcı, anlaşılır ve gerçekçi anlatımı ile bir otobiyografi, hem de küçük bir dönem, toplum, sınıf ve kuşak eleştirisi-incelemesi yer almakta.
Yazarın, babası hayatta iken onunla yeteri kadar ruhsal bağ kuramaması -kuşak, zihin yapısı ve yetişme farkından dolayı- babasının ölümünün ardından kendisine daha da ağır gelmiş gibi hissettim. Otobiyografisinde sırtındaki bu yükten kurtulmak istemiş gibi. Ancak sonlara doğru yazmakta zorlandığını, kendini iyi hissetmediğini itiraf ediyor. Kitabın bir bölümünde "Belki de birbirimize söyleyecek bir şeyimiz kalmadığı için yazıyorum" dediği bir kısım var.
Babası her ne kadar işine bağlı, kızı için iyi imkânlar yaratmak isteyen, onun çocukluğunun kendisininkine benzemesini istemediği için durmaksızın çabalayan, birçok fedakârlıkta bulunan bir adam olsa da yazarın yakındığı gibi aralarındaki baba-kız iletişiminin zayıflığı, birbirlerini "anlama" seviyelerinin Ernaux için yeterli düzeyde olmaması, onda bir kırgınlık yaratmış. Yine de babasının taşrada yaşadığı zorlu çocukluk-gençlik dönemini düşünerek onu içten içe anlıyor, aralarındaki bu eksiklikleri kabulleniyor. Kitaptaki eleştirisinin, kızgınlığının, kırgınlığının daha çok o döneme, insanlara, topluma, hayatın adaletsizliğine karşı olduğunu anlıyorsunuz.
Ernaux'un bu şeffaf, net, sanatsız anlatımı birçok eleştirmen ve okur açısından, duygusallıktan uzak bulunmuş. Bu kötü bir özellik değil, kitabının içerisinde kendi de bahsediyor "bu tip meseleleri dümdüz yazmak gerektiği" konusundan. Ancak benim -belki de bazı kısımlarda kendi ailevi ilişkilerimle yazarınki arasında yoğun benzerlikler yakalamış olmamdan dolayı- duygulandığım birçok kısım oldu. Hem adaletsizliğe ve sınıf ayrımına sinir ola ola, hem de baba-kız ilişkisindeki o bağ kopukluğuna üzülerek okudum eseri. Benim için dramatik idi.
İyi ki okumuşum, beni üzse de iyi ki okumuşum. Bu arada eseri babama da önerdim, umarım okur. :)