10/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2022 1. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 01 Aralık 2022 00:00
Fransız edebiyat eleştirmeni ve antropolog Rene Girard’ın ilk kez 1982 yılında yayımlanan GÜNAH KEÇİSİ isimli kitabını Alfa yayınlarından ve Işık Ergüden çevirisi ile okudum. Sayfalar, satırlar arasında geriye dönerek, zaman zaman okumaya ara verip internetten, MSGSÜ Sanat Tarihi ders notlarım ve kitaplarımdan araştırmalar yaparak tamamladığım çok keyifli ve bilgilendirici bir okuma oldu benim için… Günah Keçisi kavramı, insanlığın günahlarını taşıdığına inanılan bir keçinin kefaret için çöle salınması veya uçurumdan atılması ritüeline dair Yahudi inancından kaynaklanıyor. Rene Girard, mimetik arzu kavramı ile arzunun içsel olmadığını, kaynağında mimesisin bulunduğunu söylüyor. Yani arzularımız aslında öykündüğümüz diğer insanların arzuları ve içinde yaşadığımız toplum ve kültürle doğrudan ilintili… Şiddet eksenli mimetik arzu ise (günah keçisi olarak tanımladığımız) kurban kültünü oluşturuyor ve Girard bunu kitabında örneklerle açıklıyor. Özellikle etkilendiğim 3. ve 11. bölümler… 3. bölümde; “Oedipus mitini salt edebi ya da psikanalitik bir metin olarak okumak doğru değil, bunu bir kıyım metni olarak yorumlamak gerekir.” diyor yazarımız. Oedipus, günah keçisi… Kollektif şiddete maruz kalıyor çünkü Thebai’ı kasıp kavuran vebadan sorumlu tutulmasını gerektirecek kurbanlık işaretlerinin tümünü kendisinde barındırıyor. Nedir bu kurbanlık işaretleri dersek, her şeyden önce topluma “yabancı” Oedipus. Evlat edinilmiş, nereden geldiği bilinmiyor. Öz babasını öldürüyor (bilmeden bile olsa) ve annesi ile evleniyor. Ve hepsinden önemlisi bir ayağı sakat… İnsanlık tarihi boyunca “yabancı” ve “sakat olmak” toplumdan dışlanmak, kollektif şiddete maruz kalmak ve günah keçisi kabul edilmek için yeterli neden olarak görülmüşlerdir. Marie Antoinette de “yabancı” olduğu için Fransız aristokrasisi ve toplumu içerisinde hep dışlanmış ve günah keçisi olarak ihtilalden bile sorumlu tutulmamış mıdır? Kitabın 11.bölümünde ise; Vaftizci Yahya’nın başının vurulması hikayesi üzerinden Günah Keçisi kavramı inceleniyor. Yahya; “Kardeşinin karısını almak caiz değildir” diyor Kral Hirodes’e… Ve Hirodiya ile evlenmesini lanetliyor. Kral Hirodes, bir gün Celile’nin ileri gelenlerine yemek veriyor. Hirodiya’nın kızı Salome, misafirlerin önünde öylesine büyüleyici dans ediyor ki Kral “Dile benden ne dilersen, iste krallığımın yarısını sana vereyim” diyor. Oysa Salome’nin dile getireceği bir arzusu yok! Annesine soruyor ne istemesi gerektiğini… “Yahya’nın başını” diyor annesi Salome’ye… Girard göre; “ Mimetizm ne kadar şiddetlenirse, bir kişiden diğerine kin olarak o ölçüde hızlı aktarılır.” Tam da böyle oluyor hikayemizde, arzu şiddete dönüşüyor, annenin kini daha şiddetli bir şekilde dökülüyor Salome’nin dudaklarından…. “Yahya’nın başını tepsi içerisinde hemen istiyorum” diyor Salome… Annesinin arzusunu unutulmaz ve ölümsüz kılan Salome’nin kendisidir. “Tepsi” ve “hemen” sözcükleri Salome’ye özgüdür. Salome aslında bir çocuk kurban ve günah keçisidir. Ancak günah keçisi her zaman masum mudur? “Salome’nin dansı” resim, heykel, mimari v.b bir çok sanat eserine konu olmuştur. Bu dans ölümsüzdür, günümüzde de hala devam etmektedir. Hepimizin Yahya’ları var. Arzularımızın önünde engel olarak gördüğümüz… Başarısızlıklarımızın nedeni… Sorumluluklarımızdan kaçış aracı Yahya’lar… Günah keçilerimiz çok… Ve kimbilir kimlerin günah keçileriyiz? Rene Girard, 3.bölümde bu sorgulamayı yapıyor ve doğrudan okuyucuya yani bizlere hitap ediyor; “Herkes kendine günah keçisi ilişkisinin neresinde olduğunu sormalıdır. Kişisel olarak ben kendimi tanıyamıyorum ve eminim ki sevgili okur, sizin için de durum aynıdır. Hepimizin meşru düşmanlıkları vardır. Gelgelelim, tüm evren de günah keçileriyle doludur. Kıyımcı yanılsama bugün de gemi azıya almış durumdadır…. İkiyüzlü okur, benzerim, kardeşim….”
Günah KeçisiRene Girard · Alfa Yayıncılık · 201885 okunma
·
160 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.