·124 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Ocak 2023 21:35 Bu başlığı seçmemin nedeni oyunun ilk olarak hapishanedeki mahkumlar tarafından anlaşılmış olmasıdır.
Başta eleştirmenlerin beğenisinden geçemeyen oyun bir hapishanede mahkumlara sergilenir ve sonunda ayakta alkışlanınca tekrar değerlendirmeye alınır ve değeri ancak o zaman anlaşılır.
Bu çok da şaşırtıcı olmasa gerek, her birimiz gibi onlar da Godot'yu bekliyor sonuçta. Belki onların Godot'su daha gerçek, bekleyişleri daha şiddetli bir bekleyiştir ki ilk onlar anlamıştır bu oyunda anlatılmak isteneni.
Ve hepimiz "bir bekleyişin mahkumları" olarak, hayatımızın her dömeminde bir şeyi bekledik durduk.
Her zaman önümüzde beklenecek bir şeyler vardı. Önümüzde bizi hayatta tutan engeller...
Hep de ölümü bekledik ama, en çok da onu bekledik. İçten içe hep bildik. O günün geleceğini. Yine söylüyorum: "önümüzde bizi hayatta tutan engeller" olmasaydı hangimiz hayır derdi ona?
Bekleyişlerimiz olmasa asmaz mıydık kendimizi o ağaca?
O zaman ölüm mü bu Godot? Hayır kesinlikle değil. Ölümü bekledik evet ama Godot'muz o değil bence.
Kim peki bu Godot?
Tanrı diyenler var, herkesin Godot'su farklı diyenler... Saymakla bitiremeyenler...
Evet şuna katılıyorum, belki herkesin Godot'su farklı ama bekleyişi keskinlikle aynı.
Bana sorarsanız, Godot bence yaşam... Hatta hayat! Asla içine giremediğimiz hayatın ta kendisi. Hep onu yaşayacağımızı beklediğimiz hayat. Bir gün mutlaka yaşayacağımızı sandığımız hayat.
Estragon ve Vladimir'i okurken onların yaşadığını hissedemedim mesela. Ama ölemiyolardı da. Sanki arafta sıkışmış iki insan vardı karşımda. Umutla Godot'yu bekleyen iki insan. Ufak bir umutsuzluk kırıntısında sahnedeki ağaca yönelip kendilerini asmayı düşünen ama sonra hatırlayan, evet... Godot bugün gelecek. Bekleyelim.
Evet yaşayacağız bir gün hayatı. Bekleyelim.
Peki ya sandığımız hayatı yaşıyor olsaydık? Bence işte o zaman anlam kalmazdı. Bir bütünlükte kimse bekleyişte ve arayışta olmaz. Eksikliktir bizi esas hayatta tutan, bekleyiştir. Godot bir ideal. Ama ideale kavuşmak ölümü, bitişi ve sonu da beraberinde getirecektir.
Kısaca oyuna ve karakterlere de değinelim...
Ayakkabısıyla derdi bitmeyen ESTRAGON hep gitmek isteyen taraf olurdu.
Şapkasıyla uğraşıp duran VLADİMİR ise hep düşünen...
Bir de Pozzo ve Lucky vardı. Pozzo, Lucky'nin haline kör bir adamdı, Lucky ise bu duruma dilsiz kalırdı.
İkinci perdede onları öyle gördük. Pozzo, gerçekten kör olmuş; Lucky ise dilsizdi.
Oyunda zaman, mekan, anlatı, anlam her şey belirsizdi. Büyük boşluklar bırakıyordu bize sanki dolduralım diye. Bu yüzdendir bence bu oyuna bu kadar anlam yükleyebilmemiz. Evirip çevirip kendimize yöneltebilmemiz.
Daha sayfalarca yazmak isterim bu oyun hakkında ama sanırım incelemenin sonuna geldik.
Bekleyişlerimizin sürmesi ve bizi hayatta tutması dileğiyle.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.