Komşu evden ne kadar çok kavga gürültü sesi gelir, baba ne kadar sert ve zalimse o evde ahlak namus ikilisi o kadar iyi işleniyor diye düşünülür. O evde yetişmekte olan kız çocukları aksine çoğu durumda bu beklenen ahlak konusunda sınıfta kalır. Aksi, imkansız gibi bir şeydir. İstisnalar da vardır, ama bu kitapta anlatılan ailede durum tam bu şekilde ilerliyor. Ben kendimden şöyle bir şey uydurmak istiyorum, "Bile bile acı çekme arzusu sendromu," demek istiyorum buna. Yani zalimliğin olduğu yerde nasıl iyi bir şey beklenebilir ki? Şunlar beklensin: "Evden kaçacak çocuklar, yanlış evlilik yapacak çocuklar, akılsal bozulacak çocuklar vs." Bir başka konu ise şu, bu kitapta, ben ilk defa görüyorum, büyük bir felaket büyük de bir mutluluk getiriyor. Bu da işte her ne olursa olsun, hayatın insana ne getireceği belli olmaz inancını kuvvetlendiriyor. O bilinmeyen evlerden aslında çok bilindik hikayelerden.