İlk kitap “Huşu Ağacı”nda “ancak yananlar pişer” ile başlayıp ikinci kitap “Asude Ağacı”nda “lakin yanmayınca toprak dahi çömlek olmuyordu” ile devam ediyorsunuz.
Yine ilk kitaptaki gibi akıcı, sade dille anlatılmış ve yine tatlı bir tasavvuf işlenmiş. Bu kitapta tasavvuf ilk kitap kadar ağırlıklı olmasa da yine kalbinize işleyen Derviş dedemizin kıssasları devam ediyor. Zeynep-Ömer ile beraber artık Hüma-Yusuf Ali’nin soluksuz okuyacağınız hikayesi devreye giriyor.
Yargıladığımız karakterlerin altında yatan travmaları görüp hayata, insanlara önyargılarımızla baktığımızı fark ediyoruz. Ummadığımız yerden çiçeklendirildiğimizi görüyoruz.
Derviş dede sadece Zeynep’in Ömer’in Miyesser teyzenin gönlüne reçeteyi yazmıyor, aynı zamanda yazılan reçete sizin de gönlünüze iliştiriyor.
Kitapta öyle bir dünya kuruyorsunuz ki karakterlerle beraber siz de yaşıyorsunuz. Seviniyorsunuz, hüzünleniyorsunuz, pıt pıt gözyaşlarınız sayfalarda geziyor, şaşırıp tüyleriniz diken diken oluyor. Yaşıyorsunuz. Sanki orada yaşadığınız bir dünya var gibi oraya kaçıp gitmek istiyorsunuz.
Okuyun, okutturun efendim.
Asude BahçeFunda Uçuk Er