Kitabın rahatsız edici bir içeriğe sahip olduğunu biliyordum, hiç bu tarz şeyler okuyacak havamda olmasam bile nedense zorlamak istedim kendimi bu kitabı okumaya. İlk Edgar Allan Poe okurken kötü hissedip hayret etmiştim yazılanlara. İkinci ve daha kuvvetli olarak bu kitapta yaşadım bunu, dehşete düşmeye yakın hisler. Buna rağmen kitabın çok akıcı dili, karakteri anlama isteği ve merakı sürüklüyor sizi kitap boyunca.
Kitap birçok soruyu sormaya teşvik ediyor insanı. Onlardan biri de hayatta beni en çok heyecanlandıran problemlerden, bir suçluyu suçlu yapan nedir? Veya bir kötüyü kötü yapan? Suçlara verilen cezalar ve suçluların ıslahı ayrı bir konu da, onun öncesinde bir insanı kötü yapan, suç işlemeye iten şey nedir? Ve Alex'in de neden bunu sormazlar diyerek haklı olduğu şu soruyu da sormak lazım tüm bunlara cevap ararken: İyiliğin kökeni nedir?
Alex'in iyiyken eylemlerinin tercih değil "otomatik portakal" olmasından kaynaklandığı gibi kötülüğünün de tercihi olmadığını düşündürüyor sanki kitap. Ah Alex, hem iğreniyor hem de çok acıyor hatta merhamet ve şefkat duyuyorsunuz ona.
Bir kitabı daha iyi anlamak için yazarını ve yazıldığı dönemi tanımak gerekir, elbette her kitap için söylenebilir bu ama Otomatik Portakal bunu yoğun hissettiğim bir kitap oldu.