Puan vermedi·184 syf.····Okunma: 03 Şubat 2023 22:59 Amin Maalouf, Lübnan doğumlu bir yazardır. Eserlerinde doğduğu, çocukluğunu geçirdiği ve tanıdığı yerleri kendisine ilham kaynağı olarak kullanmaktadır. Bundandır ki romanlarının konusu ve kişilerini Doğu Akdeniz limanlarından, Anadolu kentlerinden ve Lübnan’dan seçerek oluşturmuştur. Yazar eserlerinin çoğunluğunda Akdeniz ve Mezopotamya kültürlerinin tarih, yaşayış ve inançlarını harmanlamıştır.
Amin Maalouf , Orta Doğu tarihini Batılılara kendi dilleriyle anlatmaktadır. Hem bu yönüyle hem de Batılıları Batılılara anlatması yönüyle oldukça ilgi çeken, geniş okuyucu kitlesine sahip olan bir yazardır.
Doğu’nun Limanları, anlatıcının metroda bir beyefendiyle karşılaşmasıyla hikâyeye başlıyor. Romanın giriş kısmında bu tanışıklık anlatılırken, ilk bölüm ile birlikte bu yabancının kim olduğunu az buçuk anlıyoruz. Doğumunu tarihî bir olay çerçevesinde anlatan kişi, Sultan Abdülaziz’in kızının torunu olduğunu anlatıcımıza aktarıyor. Bu tarihî olaydan sonra eserin kurgusal boyutu başlıyor.
Sonraki bölümde hikâyesi anlatılan kişinin babası ve annesinin nasıl tanıştığı anlatılıyor. O dönemde azınlık halklar ile Türkler arasında bölümlenmeler, ayrıklaşmalar başlamıştır. Lakin buna rağmen babasının bir Ermeni arkadaşı vardır. Bu arkadaşıyla kendi evlerinde bir Fotoğraf Kulübü kurmuşlardır. Adana’da Ermeni mahalleleri talan edilene ve bir güruh babasının evini basana dek fotoğrafçılığa devam etmişlerdir. Fotoğraf makineleri ellerinden alındıktan sonra, babasının Ermeni arkadaşıyla birlikte Lübnan’a gitmeye karar verirler. İki dost arasında bir anlaşma yapılır. Bu anlaşmaya göre arkadaşı kızını kendisine (karakterimizin babasına) verecektir. Lübnan’a gittiklerinde de anlaşma gereği bu iki insan evlenirler. Bu bölümde daha çok bir Türk ile bir Ermeni’nin dostluğuna, evliliğine dikkat çekilmeye çalışılmıştır.
Anlatının ilerleyen kısımlarında İsyan’ın büyüyüşüne, gelişmesine tanıklık ediyoruz. Doktor olmak için hatta daha çok babası ve onun İsyan hakkındaki ideallerinden kaçmak için Paris’e gidiyor. Paris’te İsyan’ın iç direnişe katılmasını, bu direniş içerisinde kişiliğinin şekil almasını ve eşiyle tanışmasını görüyoruz. Paris’in özgürlüğüne kavuşması ile ülkesine geri dönen İsyan burada eşiyle evlenir ama mutlulukları kısa sürüyor. Müslümanlar ve Yahudiler arasında çıkan bir savaş ve İsyan’ın babasının ölüm döşeğinde olması eşleri birbirinden ayırır. Bu sırada Clara’nın yani İsyan’ın eşinin hamile olması, onun acısını kat be kat arttırır. Ruhsal durumu onca olanı kaldıramayan İsyan, kardeşinin de işgüzarlığı sonucu akıl hastanesine kapatılır ve yaklaşık olarak 20 yıl burada tutulur.
İsyan’ın 20 yıllık esareti içinde kendine geldiği, kim olduğunun farkına vardığı tek bir an vardır o da kızı Nadya’nın babasını görmeye gelmesidir. Bu ziyaretten sonra gün geçtikçe iyileşen İsyan, hastanenin kapısına kadar gelen savaş sayesinde kendini buradan kurtarır ve Paris’e gider.
Burada, okuduğumuz hikâyenin yazarıyla tanışıyor, hikâyesini anlatıyor. Anlatımı bittikten sonra da eşiyle, on yıllardır görüşmediği Clara’sıyla buluşmaya gidiyor.
Anlatımız burada bitiyor ama hikâyenin etkisi uzun süre bizlerle birlikte oluyor.