Latife Tekin'in okuduğum ilk eseri. Kitabin ilk sayfasından son sayfasına kadar masalsı bir dil eşlik ediyor bizlere. Sanki bir masal anlatıyor fakat bir o kadar gerçek, yaşanmış ve yaşanılası... Her cümlesinde hayretler ve yok artiklar takip etse de taşranin dünyasını bütün ciplagiyla gözler önüne seriyor. Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk kısım köyde, ikinci kisim ise şehirde geçiyor. Ekonomik sıkıntılar, batıl inanışlar, toplumsal cinsiyet rolleri, din sömürüsü bütün çıplaklığıyla işlenen eserde; her bir karakter kendi varoluşunu ortaya koymaya çabalarken yitip gidiyor bir nevi. Şehre göçtükten sonraki süreçte ciddi uyum sıkıntıları, ötekileştirmeler yaşıyorlar. Neticesinde kendi dünyalarına çekilip anlaşılmaktan vazgeçip, yalnizlasiyor bittabi. Kısa cümleler ve olay hikayeleri şeklinde ilerleyen roman, özellikle olay hikayelerii sevenler için oldukça tercih edilesi. Okurken kimi zaman üzülüp kimi zaman gülüp kimi zaman hayretler içinde kaldım. Herkese tavsiyemdir