''Yaralı bir takvimle büyüyor,
üç tarafı hüzünlerle çevrili yurdum,
genç ölümlerle değişiyor mevsimler,
ve hep aynı toprağa aynı ağıtı söylüyor
anadoludaki bütün diller...
Ey benim bin yıllık kardeşim unutma;
benimki kanar, senin parmağına çöp batsa.''
Nazım Hikmet'in Hiroşima'da ölen bir kız çocuğu için yazdığı şu satırlar sanki Anne Frank ve faşizmin kurbanı birçok isimsiz Yahudi'yi gerçeği olduğu gibi göğüsleycek bir özet niteliğinde oluyor.
"Kapıları çalan benim, kapıları birer birer,
Gözünüze görünenmem, göze görünmez ölüler... "
Anne Frank da bir toplama kampında hayatını kaybetti çünkü.
Zaman her yaraları sarmazmış. Savaşta insan sadece bedenini değil, ruhunu da kaybedermiş.
Büyük yağmacıların küçük yağmacı halkarı ateşleyerek empeyalist hedeflerini gerçekleştirmek için ulusların kahramanlık öykülerini kullanarak piyonları sahaya sürdükleri o masal şey; SAVAŞ #197318146
Susmuyor silahlar, feryat var gecede
Dinsin bu gözyaşı, bitsin bu işkence
Savaşın psikolojik tesiri hakkında sayfalar dolusu tahlil yapsak az gelir. Bu sebepten ötürü kısa keserek bu kitabı okuyun diyorum.