Gönderi

Yaban Çilekleri/ Ölümün kıyısında bir arayış
10/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2023 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2023 12:15
Film seyretmek, neredeyse birçok insan gibi, benim için de oldukça önemli bir noktada bulunuyor. Fakat film senaryoları okumak farklı fakat yine de aynı yoğunlukta hatta bazen daha derin düşüncelere sürüklüyor beni. Ingmar BergmanIngmar Bergman sineması, ilk tanışmamdan itibaren beni anlaşılmaz boyutlarda sarsan bir yapıda. Bu incelemenin konusu olan "Yaban çilekleri" filmini ise senaryosunu okuduktan sonra izledim ve yazarlığının yanı sıra ustaca yapılmış çekimler Ingmar Bergmanın türüne az rastlanır bir deha olduğunun açık bir göstergesi adeta. Filmi izlemeden senaryo okunur mu okunmaz mı tartışmasına girmek istemiyorum çünkü ben bu durumdan oldukça zevk alıyorum ama eğer olacaklar hakkında fikir sahibi olmak istemiyorsanız ilk başta filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ederim zira senaryoyu okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Tezer ÖzlüTezer Özlü 'nün çevirisi ile bize sunulan bu senaryo oldukça sert bir giriş yapıyor: "Artık yetmiş sekizinde ve kendi kendimi kandıramayacak kadar yaşlıyım. Gene de gerçeğe karşı bu denli sessiz kalışım kuşkulandırıyor beni. Gizli bir yalancılığı andırıyor bu." Daha kitabı açar açmaz karşılaştığım bu 3 cümlenin o anda hayatımda yarattığı boşluk hissini sizlerle paylaşmayı isterdim fakat bunu yapmayacağım. Ingmar Bergman bizi akademik olarak çok başarılı, oldukça saygı duyulan, zeki, zengin fakat artık yaşamının sonlarına yaklaşmakta olan bir profesör ile bu şekilde tanıştırıyor bizi, Profesörün kendi kendine konuşması ile.. İlk 2-3 paragrafta hayran kalınası bir insan izlenimimizi ise hemen yıkıyor bergman peşi sıra gelen paragraflarla ve biz profesör Isak Borg ile kendi ağzından tanışmış oluyoruz. Hikaye çerçevesi profesörün bir ödül için Lund"a gitmesi ve bu yolculukta aslında kendi üzerine düşünecek zamanının oluşması etrafında kurulmuş. Yolda karşılaştığı insanlar, gördüğü düşler, yapılan sohbetler tamamen bizi Isak'in hayatını ve düşüncelerini kavrayabilmemiz için tasarlanmış gibi geldi bana. Öyle bir yoğunlukta hissettim ki bunu senaryonun sonlarına doğru Isak'in gerçekleşen olaylara karşı önceden nasıl tepki vereceğini ve şimdi nasıl tepki vereceğini tahmin etmeye başladım. Bergman'ın yazma konusundaki ustalığına ise "Isak'in iç konuşmaları" olarak kullandığı cümleler ile şahit oldum. Bu cümlelerden birkaç tanesini sizinle paylaşmak isterim: *Birden oğlumun artık çok genç olmadığını fark ettim. *Düşler bir cins delilik, delilik de bir cins düştür- ve yaşam da bir düş olmalı. *Annem şaşkınlıkla büyük kutunun içine baktı. Sanki oyuncakları ve birtakım döküntü arasında çocuklarını bulacağını sanıyordu. *Eski yazlık ev, yıkılacak kadar yaşamla doluydu. *Bunun bir düş mü, ya da anıların içimde bir gerçek gücüyle canlanması mı olduğunu bilmiyorum. Senaryo ve filmi bitirdikten sonra üzerime bir yük atılmış gibiydi. Bergman'ın üzerime fırlattığı bu yükün başta ölüm kaygısı olmasını beklerdim bilakis üzerime attığı şey ölüme karşı olan değil yaşam'a karşı olan kaygıydı. Bu senaryo ve sonrasında film bana sahip olduğum şeye karşı bir kaygı yarattı.. Yaşam'a karşı "yaşayamama kaygısı". Üzerine daha çok gereken bu satırları sizinle de paylaşmak istedim. Bitirirken Bergman'ın profesör Isak ağzından ölüm karşısındaki duruşunu bizlere gösterdiği ve belki de bizleri rahatlatmaya çalıştığı o cümleyi paylaşmak istiyorum. ".., bir hafifleme bürüyor yüreğimi."
Sinema
Yaban Çilekleri-Aynadaki GibiIngmar Bergman · Kırmızı Kedi Yayıncılık · 055 okunma
·
1 +1'leme
·
277 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.