Puan vermedi·248 syf.····Okunma: 17 Mart 2023 00:00 'Ağla ağlayabildiğin kadar, dök içini, bağır çağır, haykır ama hayata küsme. Kendini bırakma, sen buradasın yaşamaya devam etmek zorundasın ve sen kimsesiz değilsin'.
Böyle demişti babası Zehra'ya pelit ağacının dibinde oturdukları, herşeyin itiraf edildiği o gece...
Kekremsi bir burukluk; acı ile tatlı arasında kalmış bir hayat. Tıpkı Pelit gibi.
Pelidi bilir misiniz? Tarihi bir ağaçtır. Çok fazla can kaybına sebep olduğu için 'Kanlı Pelit' de denmiştir. Tadı çiğnerken acı olur, pişince acılığı tamamen gitmez ama yiyenler onu yemekten keyif alırmış.
İnsanın yüreği bu kadar acıyı kaldırabilir miydi? Kaldırıyordu işte. İçi sızlamasına, parçalanmasına rağmen öncesinde nasıl nefes alıyorsa yine aynı nefesi vermeye devam ediyordu. Açlık, susuzluk, hastalık, küçücük bir kurşun insanı öldürüyordu da içinde boğulduğu acı insanı bir türlü öldürmüyordu.
İnsanın, hayattan kaçıp kurtulma arzusu hayatı çok sevmesinden kaynaklanmıyordu elbette. Hayal ile gerçek arasındaki bu tezatlık hiç şüphesiz cesaret ve imanından kaynaklanıyordu insanın. Allah'a iman eden, Allah'a güvenen insan biliyordu Allah'ın kederi cennete vesile kıldığını.
Ölüm yolunu seçmek cesaret değildi. Bilakis acizlik ve zayıflıktı. Cesaret, zorluklara rağmen yaşamayı seçebilmekti. İradesi güçlü olanlar cesaretli davranabilirdi. Zorluklarla yaşama cesareti gösteremeyenler, güzel günleri ne bu dünyada ne de ahirette hiçbir zaman göremeyecekti.
İnsanların zalim düşleriyle bozulmuş bu dünyada yaşamak, cesaret gerektirir. Zehra da hayatın zorlu yollarında ilerlerken ; "Allah bu canımı alıncaya kadar içim yansa da, pare pare parçalansa da ben sende yaşayacağım dünya', diyen cesur insanlardan biriydi.