Puan vermedi·608 syf.····Okunma: 27 Mart 2023 22:43 Kehribar geçidi
Uzun uğraşlar sonucunda, kitabın kalın sayfalarına olan önyargımı bir kenara bırakıp 600 sayfalık, pek kıymetli bir kitabı bitirmiş olmanın gururuyla, yorgun gözlerle yazmaya başlıyorum değerlendirmemi.
Roma’nın korkunç çığlıkları, acımasız binaları, kanlı toprakları arasından kaçıp gerçeklerden uzak bir mağaraya sığınan yedi kişi ve bir köpeğin hikayesi... Roma’nın katı kurallarından kaçarken karşısına çıkan bir köpeğin talimatıyla mağarada bir araya gelen yedi farklı karakter her birinin hikayesi birbirinden farklı. Yazarımız kitabın başlarında her karakterin hikayesini ayrı ayrı işlemiş, ilerleyen sayfalarda kahramanları bir araya getirmiştir.
“Bir kez daha iğrendim kendimden, bir kez daha tiksindim.” Bir babanın çaresiz, sessiz çığlıklarına sebep olan; bebeğinin duymadığı sesini, görmediği yüzünü elinden alan Roma toprakları. Babalar kızlarının ellerinden tutarlar ki düşmesin ama Gezgin Al-Mina kızının elini bırakmak zorundaydı kızını kendi elleriyle toprağın altına koymak zorundaydı. Kaderlerini Al-Mina ile benzettiğim bir başka karakter Barbar Yüzbaşı Geta Colosseum da kardeşiyle karşı karşıya. “ Onca gürültünün arasında, yüz yüze durduklarında titreyen çenelerinin arasından bir sözün çıkmasını ama mavi gözlerinden bir damla yaşın akmamasını yakarırken Buğday Başağı, ‘Ben sana karşı dövüşmem ki abi,' diyebilmişti.” Hristiyan olduğu için Colosseum’un korkunç çığlıkları, zeminden gelen kan kokusu eşliğinde kardeşi ile savaşmaya mecbur bırakılan Geta’nın çaresiz bakışları, abilik gururuyla boynunu bükmüş kardeşi tarafından öldürülmeyi bekleyen o bedenini sanki Colosseum’un bir köşesinden izlemiş gibiyim. O gün orada gözleri önünde kardeşi can verdiğinde Gezgin Al-Mina’nın dediği : “Ruhum hayattan tiksindi, artık şikayetlerimi tutmayacağım ve buruk bir kalple konuşacağım.” Sözleri onun da sessiz çığlıklarının ardında kalmış düşüncelerinden biriydi belki. Gezgin’in kızını elinden alan Roma toprakları Geta’nın da kardeşini almıştı. Sorarım sana Ey Roma! Seni bu kadar korkunç bir yer olmaya iten şey neydi?
Dedim ya yedi farklı kişi yedi farklı hikaye Geta ve Gezgin’in yanı sıra beni etkileyen şeylerden biri de Simonides’in efendisinin kızı Sabina’ya duyduğu aşkı kalemine kusursuz aktarması oldu. Öyle güzel anlatıyordu ki Sabina’yı aşkı bilmeyene aşkı öğretircesine “ Hayallerimden dolayı beni kınama ve elimin yazdığına beni kefil tutma. Hiç bilmediğim bu sevincin sebebi sensin.” Diyor. Sanki kalemine cümleler dilinden değil yüreğinden geliyordu, Simonides yüreğiyle kalemi arasında bağ kurmuştu. “ Arkadaki satırlarda ne kaldığını anında unutarak, az sonra ne yazacağımı ben de bilmeyerek yazıyorum çünkü. Bu düşündüğümü bir daha düşünemeyeceğimden, bu hissettiğimi bir daha hissedemeyeceğimden kaygılanarak yazıyorum.” Bende bu satırları Simonides’in hissettiklerini hissederek yazıyorum. Nazan Bekiroğlu’nun yazdığı bir kitaba değerlendirme yazıyor olmam beni kaygılandırıyor. Böylesine bir kitaba hitaben yazdığım cümlelerimi özenle seçmek istiyorum. Okuduğum o cümlelere yakışacak nitelikli cümleler kurmak istiyorum. Bunu pek iyi başaramamı nitelikli bir okur olmayışıma yorumluyorum. Ne kadar iyi anlatabildim bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da Kehribar Geçidi’nin herkesin hayatında bir konumu olması gerektiği.
“Bunları yazarken genellikle gülümsüyorum nadiren ağlıyorum. Bunları okuyacak kişinin benimle aynı yerlerde gülüp ağlamasını temenni ediyorum.” Kitabı okurken çoğu zaman yorulduğumu hissettim ve şimdi anlıyorum ki bu yorgunluğumun sebebi zihnimdeki duyguların kitabı okudukça yoğunlaşmasıymış. Son olarak kitabı okumak isteyenlerin kitap için uzun bir vakit ayırması gerektiğini düşünüyorum çünkü Nazan Bekiroğlu kitabı yazarken duyguları son derece hissedeceğimiz, üzerine uzun uzun düşüneceğimiz, altını çizmekten yorulacağımız cümlelere sık sık yer vermiş.