Puan vermedi·648 syf.····Okunma: 30 Mart 2023 17:59 Serinin yedinci kitabına kadar ara kitaplarda inceleme yazmadım. Tüm kitapları bir bütün olarak değerlendirip bıraktığı son hissi değerlendirmek istedim. Tüm seriyi arka arkaya okumadım. Araya birer kitap gelecek şekilde tamamladım. Fantastik okumayı çok severim, kültleri okudum. Witcher serisi benim için bitmesini istemediğim bir macera oldu. Bazı okurlar hikayenin sonundan biraz memnuniyetsiz şekilde okumayı tamamlamışlar. Ben hikayenin bitiş şeklini de çok beğendim.
Kader ve yazgı gibi geleneksel kavramlar bu kadar fantastik bir bağlamda ve alışılmışın dışındaki şekilde ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Ana karakterlerin birbirinden farklı hedeflerinin, hırslarının beklentilerinin, bireysel mutluluğu hedefleyecek ve daha minimal bir yaşamı özleyecek şekilde değiştiğini gözlemlemek çok güzel. Genç sayılabilecek yaşımda kitaptan çıkardığım temel derslerden birisi de bu. İster şan şöhret için, ister intikam için istersek de sevdiklerimiz için yorucu ve epik maceralara atılalım; günün sonunda kendi iç dengemizi sağlamanın ne kadar kıymetli bir hedef olduğunu fark ediyoruz.
Son kitabın sonunda Geralt’ın artık hiçbir politik, toplumsal olaya karışmama kararı alması yukarıda bahsettiğim ruhsal dönüşümün en güzel ve en taze örneklerinden. Kader motifi o kadar güzel işlenmiş ki; yine Geralt’ın sonu artık kendini soyutlamaya çalıştığı kaos getiriyor. Hırsları olan, devletler ve milletler arası bir güç isteyen, her şeyi kontrol etmek isteyen ve istediğini elde etmekte gözü kara olduğu yansıtılan Yennefer karakteri bile hikayenin sonunda minimal düzeyde ve bireysel huzuru önceliyor.
Ciri’nin bir prenses olarak başladığı serüveninin bir çok sıfatla yer değiştirerek evrildiği son noktada; kendi tacından ve kan bağından, sevdiği arkadaşlarından, intikamından ve en son da onlar için geri döndüğü, ailesi olarak nitelendirdiği Geralt ve Yennefer’den vazgeçebilecek kadar değişmesi çarpıcı bir süreçti. O kadar ki her şeyden vazgeçip sevdiği insanların güvenliğini sağladıktan sonra nedenini tam anlamadığım bir şekilde kendi zaman çizgisini de değiştirdi. Şımarık denebilecek bir çocuktan güçlü, fedakar, akıllı ve cesur bir kadına dönüşen karakter asırlar boyunca efsanaleşemeyi ve adından söz ettirmeyi kesinlikle hak ediyor.
Yine kesinlikle dikkate değer bir nokta devletlerin ve üst düzey devlet adamlarının aralarındaki ilişkinin yansıtılış şekliydi. Sade vatandaşlar olan Geralt, Dandelion, Regis, Milva ve Cahir’in çıktıkları uzun yolculukta, bir sarayın salonunda ya da bir gizli servis ağının envanterinde gezinen bilgi ve kararların sonuçlarını gözlemlemek çok çarpıcıydı. Bizler de ufak insanlar olarak hayatımızda hiç tanımadığımız insanların kararlarının sonuçları ile yüzleşiyoruz. Büyük devlet adamları öyle istedi diye ölen insanların betimlendiği savaş sahneleri, cesaretsiz komutanların sebep olduğu kıyımlar kitapta çok iyi betimlenmişti. Son kitaptaki savaş sahnesinde Kuzey Birlikleri ile düşman Nilfgard kuvvetlerinin karşılaşmasında her iki tarafın da neferlerinin insan olduğunun vurgulandığı kısımlar etkileyiciydi. Tim bu bahsettiğim kısımlarda ya da genel akışta olumsuz yanlar da olabilir. Ben son kitabı bitirdikten bir gün sonra bu yazıyı yazdığımdan büyülenip etkisi altında olduğum için onları görememiş olabilirim.
Olumsuz yanlar demişken ilk kitaplardaki konu ve zaman karmaşasına değinmeden geçmek istemem. Gerçekten ilk üç kitaba tutunmak biraz zor gelebilir. Her bir bölüm kendi içinde etkileyici ama bölümleri arka arkaya okuyunca bir şeyleri kaçırmış hissi oluşuyor insanda. Ben yine de hala etkisi altında olduğum büyünün bir izdüşümü olarak bu kısımları da Witcher evrenine ısınma turları olarak değerlendiriyorum ki zaten yer yer gerçekten de öyle.
Aklıma takılan bir nokta da; yazarın Polonya asıllı olmasına rağmen İngiliz mitolojisine bu kadar gönderme yapmış olması. Muhakkak içinde yerli ve yazarın milliyetine özgü bir sürü öge vardır fakat ben yazarın kültürünü çok iyi bilmediğim için aralarından seçememişimdir. Ama yazarın İngiliz efsanelerine bu kadar gönderme yapması ile ilgili şaşkınlık içindeyim. Kitap benim kafamda Polonya’lı bir yazar tarafından değil de bir İngiliz yazar tarafından yazılmış gibi bir tat bıraktı. Benim kafamda Ciri’nin Kral Arthur ve kılış efsanesindeki gölün hanımı olarak şekillenmesi şeklinde sonuçlandı. Yani sanki yazar açık açık yaptığı bu göndermelerle Kral Arthur efsanesinin başlangıcından öncesine ışık tutmaya çalışmış gibi geldi. Günün sonunda bu çıkarımdan ve sonuçtan da mutlu olmadım mı? Oldum.
Bitmesine üzüldüğüm bir macera oldu. Yazdıklarımı da biraz kendi hatırlamak istediklerimi özetlemek için yazdım. En son çıkan kitabı henüz okumadım ama hikayenin burada bitmesi nedeniyle incelememi de bu kitapla birlikte tamamlamak istedim. Seriyi ve yaratılan fantastik evrene hayran kaldım. Fantastik edebiyattan hoşlanan herkes kesinlikle okumalı.