Puan vermedi·203 syf.····Okunma: 08 Nisan 2023 00:49 Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadisinde ‘’Ademoğlunun cesedinde bir et parçası vardır ki o düzelirse bütün cesed de düzelir, o bozulursa bütün cesed de bozulur. O, kalptir.’’ buyurmuştur. Bu hadisin muhtevası pek çok şekilde yapılmıştır. Pek çok siyer ve müfessir bu hadisi farklı dini boyutlarla açıklamıştır. Mısri ise kalpte üç şeyin bulunması gerekitiğini söyler: ’’Zühd, takva ve ihlas. Bu üç fazilet kalpte baki kaldıkça cesed salih amel ile nefis güzel huy ile sıhhat bulur diye aktarır.’’ (s.145) Kalp temizliği yalnızca halis bir müslüman olmak için değil, güzel ve ahlaklı bir insan olmak için de başat huylardandır. Kalbi temiz olan her insan, dünya için bir nimettir. Şeytanın vesvesesi kalbi sardıkça sarar. İnsan olarak hata yapmak ve kul olarak hata yapmak farklı şeylerdir. Kul, birçok şeyin bilincindedir. Bilen ve bilmeyen hiçbir zaman aynı değildir ve hata yaptıklarında görecekleri muamele de aynı olmayacaktır. Kalp bozukluğu, bir kulun en büyük imtihanıdır. Haset, kıskançlık, vesvese, yalan gibi huylar kalbi bozuk insanları tabiri caizse yer bitirir. Mısri’nin bir kalpte bulunması gereken 3 faziletin bu huylardan kulu kurtaracağını söyler. Ve Allah’ın da izniyle bu kul kalbini pirüpak etmek adına tövbe eder. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v) ’’Günahtan tövbe eden, günahı olmayan gibidir.’’ buyurur. Bir insan ve bir kul olarak günah işlememek imkansızdır. Çünkü Allah dünyaya gönderdiği peygamberlere bile günah işletmiştir. Önemli olan Allah’ın tövbe kapısının daima açık olduğunu bilmektir. ‘’Eğer günah işlemeselerdi, Allah günah işleyen bir kavim getirirdi ki günah işlesinler, sonra pişman olup mağfiret dilesinler ki O da onları affeylesin.’’ Hadis-i şerifinde geçen üzere kulun Allah tarafında hep mağfiretle kabul edileceği aktarılır. (Bu hadis, günah işlemeye teşvik için değil, günahkarları tövbeye yöneltmek için söylenmiştir) Allah(c.c) kullarından merhametini hiçbir zaman eksik etmemiştir. Kulun işlediği günahların ve yanlışların her zaman bir dönüşü olduğunu bize bildirir. Dünya hayatı geçicidir. Ahiret ebedidir. Bu sebeple kalbimizi daima iyi huylar ile besleyerek dünya ve ahiret hayatını güzelleştirmek bizim elimizdedir.
71 Sofradan (Ayetlerden) oluşan İrfan Sofraları Mısri’nin dönemin önemli mutasavvıflarından olduğunu kanıtlar nitelikte bir eserdir. 24. sofrada anlatılan ayet, peygamber ve velilerin kendi zamanlarında takdir edilmeyip sonradan takdir edilmeleri üzerinedir. Mısri bu duruma 4 farklı neden ile cevap vermektedir:
1) Evvela peygamber veya velinin hayatında kıskananları çoktur. Etrafta çevrede halkı ondan kaçıracak, onların gönüllerini bulandıracak, inançlarını sarsacak sözler söyleyip geçerler. Ama peygamberler veya veliler ölünce haset de ölür, sırf menkıbeleri kalır. Bundan dolayı insanların çoğu onlara inanır ve onları sevmeye başlar. (s.72)
2) İnsanların arasında kalmak, görüşmek, bir arada yaşamak laubalilik meydana getirir, sevgiyi, peygamber veya velinin özel bir yeri bulunduğuna olan inancı azalır.(s.72)
3) Peygamber veya velinin hakikati ancak tedricen(yavaş yavaş) ortaya çıkar.(s.72)
4) İnsanlar peygamberliği ve veliliği olduğundan başka türlü zannederler. İnsanlar zannediyorlardı ki peygamberler yememeli, içmemeli, sokaklarda gezmemeli ve kendileri gibi bir beşer olmamalı ve her istedikleri mucizeyi getirebilmelidir.(s.72)
şeklinde açıklamaktadır. Allah, Peygamber Efendimizi (s.a.v) tüm insanlığa rehber olarak göndermiştir. Allah (c.c) Resulüne: ‘’ Ey peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer yapmazsan O’nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun.’’ (Maide Suresi:67) buyurmuştur. Bu sebeple Efendimizin tebliğ ve irşad görevini yerine getirmekle birlikte İslamiyet’in hayırlarını ümmetine aktarmakla Allah (c.c) tarafından görevlendirilmiştir. Efendimiz Allah’ın emirlerini yerine getirirken birçok zulme uğramıştır. Peygamberliğini ilan ettiği andan itibaren en yakınlarından bile kötülük görmüştür. Ülkesinden sürgün edilmiş ve başka mekanları İslamiyet güneşiyle aydınlatmak adına sıla-i rahim yapmıştır. Efendimiz(s.a.v) ‘’ Ümmetimden bir taife daima Hakk’ı yüceltmek için savaşmakta devam eder.’’ buyurmuştur. Çünkü İslamiyet’i tutup kaldırmak her dönemde Allah’ın layık gördüğü kullarına nasip olmuştur. A’raf Suresi 43.ayette ‘’Allah bize hidayet etmeseydi, biz hidayete eremezdik.‘’ buyrulur. Bu sebeple hidayete eren bir kulun da Allah onu oraya eriştirmeyi istediği için eriştiğini unutmamalıyız. Allah(c.c) bu görevi geçmişten günümüze peygamberler, veliler, din alimleri ile mümkün kılmaktadır. Şimdi, bu apaçık ayet ve hadisler üzerine biraz düşünecek olursak, biz de bildiklerimizi dilimizin döndüğünce insanlara aktarmalıyız ki kulluk görevimizi yerine getirmiş olalım.
Allah (c.c) kulundan zahir ilim ve batın ilim olarak iki temel kulluk görevi istemektedir. Zahir ilim, kul olmanın mantığı ve manası üzerine düşünmektir. Batın ilim ise halis amel, zikir ve kalp temizliğini sağlamak ile açıklanır. Yani bu kavramlardan batın, kulun kalbini beslediği hasletlerden bahsederken kalptekilerin davranışlara ve beden diline yansımasını zahir olarak açıklanabilir. Bu ikisi birbirinden ayrılmamalıdır. Çünkü münafık, diliyle kabul edip kalbiyle buğz eden kişidir. Batın ve zahir ilminin bir arada olmaması da hafizanallah kişiyi fark etmeden münafık konumuna düşürebilir. Aslında burada anlatılmak istenen mesele, tebliğ görevini gerçekleştirmek isteyen her Müslüman kişinin bunu utandığı, korktuğu ya da istemediği için gerçekleştirmemesidir. Ancak Allah buyurur ki ‘’ Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın.’’ (Bakara Suresi: 148). Bu sebeple Allah’ın nam-ı celilinin güneşin doğup battığı her yere ulaşması için kul olarak elimizden geleni yapmak inşallah bizi ebedi mutluluğa eriştirecektir.
Kitap, din ve dini simgeleyen konularda kafasında soru işareti olan ve hayatını bir düstur ile yaşamak isteyen kişilere çokça uygun. Özellikle dilin akıcı olması ve Arapça kökenli kelimelerin anlaşılması için parantez içi açıklamaların yapılmış olması kitabı okunur hale getiriyor. Bu sebeple de benim için bir başucu kitabı oldu diyebilirim. Anlamaya gönüllü olarak okunursa inşallah pek çok faydası olacağını düşünüyorum. İyi okumalar dilerim.