Merhabalarr, kitabı bitirir bitirmez uygulamaya girip deli gibi incelemelere bakmaya başladım, kendimi de kitap hakkında bir şeyler yazma konusunda durduramadım..
Hiçbir zaman karşılaştırma yapmayı becerememiş ve sevmemişimdir ancak bunu rahatlıkla söyleyebilirim ki uzun zaman içerisinde okuduğum kurgu açısından beni en çok içine hapseden ve sürükleyen kitaptı..
Sezin abla benim uzun süredir takip ettiğim , bir abla, çok yakın bir arkadaş ve bazen gerçekten bir danışan olarak gördüğüm bir youtuber…kendisini inanılmaz seviyorum , ona duyduğum bu bağ kitabın manevi değerini zaten en başından zirveye çıkarmıştı.. Ancak gönlünüz rahat olsun, yorumlarımı objektif yapacağımm
Kitabın hem didaktik hem de duygusal yönden dinamik bir kurgusu var..taraf taraf ikisinin de ağır bastığı olabiliyor. İkiz kardeşi Deren’in kaybından sonra mental ve fiziksel açıdan çok ciddi sorunlar yaşayan Poyraz ailesi.. Leyla da Deren’in ikizi, babası alkolik ve annesi bipolar, kendisi de intihara eğilimli. Leyla’nın Müphem adı verilen iş yeriyle tanışmasıyla olaylarımız başlıyor..
(Burdan itibaren spoi vereceğimm)
Öncelikle Leyla’nın annesinin ve babasının yaşadıkları inanılmaz etkiledi beni. Leyla ile annesi arasındaki o ilişki bana biraz Kafka ve babasını anımsattı sanki, dönüşüm ve babaya mektup kitaplarını göz önünde bulundurursam.. Bazı yerleri anne ve babanın ağzından okumak çok güzel olurdu açıkçası, ama belki de tadındaydı ailevi detaylar:) Annesinin yaşadığı ağır hastalıktan sonra Leyla’yı tanıyamaması, babasının ölümcül derecede alkolik olması tüyler ürperticiydi..
Atlas ve Leyla’nın sahnelerini okurken inanılmaz gerildim, çoğu zaman kitabı elimden anlık olarak bıraktım..İçimdeki merak duygusu beni hem okumaya teşvik ediyor hem de aralarındaki ilişkiyi irdeleyebilme fırsatına sahip olmamı istiyordu, ancak olayı toplumsal açıdan düşündüğümde de inanılmaz karmaşık bir çıkmaza giriyordum ve belki de ilişkilerinin uygunluğu hakkında sahip olduğum tereddüt bile vicdan azabı çektiriyordu bana..
Barlas’ı aslında (15.bölümü asla varsaymıyorum) çok sevdim diyebilirim, gerçekten hem Leyla’nın hisleri hem kendi mizacı hoşuma gitmişti benim..
Atlas hakkında hep mesafeli kaldım; bazı yaptıklarını hayranlıkla okurken bazen de ona tamamen şüpheli kaldım.
Yağmur inanılmaz ötesi tatlı bir karakter bence. Leyla’ya duyduğu o aşırı bağlılığı ve güveni anlıyorum, sadece özel hayatının mimari bence bir insanın her ne olursa olsun kendisinin olmalı ya, Leyla’nın düşünceleri merkezden çok bir referans noktası konumunda kalmalıydı bence:)
Kitabın sonu… Deren’in katiliyle alakalı ön görülerim vardı ancak ben bu kadarını hayatta tahmin edemezdim..Sonunun çok beklenmedik olduğunu bilerek okusam da o şaşkınlığı en taze şekilde iliklerimde yaşadım, hala da atlatabilmiş değilim…
Atlas’ın gerçekliğini, düşüncelerini falan tereddütsüz bir şekilde benimsemiştim..Barlas’ı, Ecmel hanımın konuşma tarzını gerçekten sevmiştim..
Kitapta Müphem topluluğundan ilk bahsedildiğinde neden bilmiyorum ama içime hiç sinmemişti, zararlı bir örgüt olarak düşünmüştüm ve tereddütte kalmıştım. Ancak karakterlerin o tasvir edilen simyaları beni o kadar etkiledi ki , son 3 sayfaya kadar her şeyden bihaber okudum kitabı..
Sonu beni inanılmaz bir dehşete düşürdü. Sanki en yakın arkadaşım tarafından ihanet edilmiş gibi hissettim:) yarın sağlam kafa son sayfaları tekrar karıştırıp kafamda her şeyi en baştan oturacağım ama inanılmaz bir şok içerisindeyim..
Sezin abladan böyle bir kurguyu kesinlikle bekliyordum bu arada, parapsikolojiye, duygusal ilişkilere ve senaryo denemelerine duyduğu ilgi , sahip olduğu birikim ve yetenek onun sıkı takipçileri için aşikar zaten. sezin ablanın muhteşemliği de işin içine girince efsane bir iş çıkmış ortaya:)
Herkese kesinlikle ama kesinlikle tavsiye ederim bu kitabı, Sezin ablayı çok çok tebrik ederim..
Buraya kadar okuduysanız da çok teşekkür ederim, biraz fazla gevezelik yaptım sanırım:)yorumlarda kitabı eleştirmeye sonuna kadar açığım<33