"Mekânlar değişse de tarihin her safhasında benzer acılarla sınanıyorduk." diye anlatıyor hikayesini kitaptaki bir karakter. Ona hak vermemek elde değil. Çünkü insan iyilik kadar kötülüğü de içinde barındıran bir varlık. İnsanın insana yaptığı zulmü yapacak başka bir canlı yok sanırım. Peki ne için? Makam, altın, toprak... Hep daha fazlası için bunca kavga.
Kitabı okurken tarihte bir yolculuk yapıyoruz. İkinci Abdülhamid'in padişahlık dönemi, çevresini kuşatmış sarayı hem içten, hem dıştan karıştıran paşalar. Dönemin İstanbul'una, renkli kültür mozaiğine bir bakış. Bir yandan da köyler ve aşiretler. Hırsları yüzünden kardeşçe yaşamayı unutan insan.
Yazarın anlatımında en çok dikkatinizi çeken tasvirler oluyor. Bir yandan kokular geliyor bir yandan sesler. Doğa sürekli konuşuyor. Gökten boşanırcasına yağan yağmurun sesine kurşun sesleri karışıyor. İnsanların çığlıklarına, ayıların kükremesi...
Yavaş yavaş sindirerek okuduğum, insana dair tarihsel bir yolculuk. Hem anlatım hem de kurgu etkileyici, türü sevenlere tavsiyemdir.