·136 syf.····Okunma: 27 Nisan 2023 14:34 Selam! Okurken tüylerimin diken diken olduğu bir otobiyografik roman ile geldim. Yazarımız Takaşi Nagai o dönemde hastanede radyolog olarak çalışıyormuş ve kendisi de yaralı olmasına rağmen hayatta kalanlara yardım etmiş, herkesçe bilinen 1945 Nagasaki bombalanmasını acı şekilde anlatmış bizlere. Yayımlanmasına o yıllarda izin verilmemiş ancak hayat işte, bize 21. yüzyılda bunu okutuyor
9 Ağustos 1945’de Nagasaki Tıp Okulu, öğrencileri ve akademisyenleriyle siren sesleri duyulana kadar normal bir gün geçiriyordu. Japonya, Amerika ile savaş halindeydi ve maalesef o kara günler uzakta değildi. Bir ışık süzmeziyle birlikte eğitim yuvaları tuzla buz oldu, sabah şakalaştıkları insanların yüzünde şimdi ölüm huzuru vardı. Kalanlar ise ya ağır yaralı ya da şok içindeydi.
“Ellerini birleştirip dua ettikten sonra bir iki adım daha attı ve ayağı yeniden bir cesede takıldı. Etrafı hala zifiri karanlıktı. Bu karanlıkta etrafında kaç ölü vardı kimbilir. Nabızlarını kontrol ederken görmeyen gözlerini açıp bakındı.”
Bombadan kaçmak mümkün müydü ki? Bir hendek kazıp içine sığındılar. Ulaşamadıkları onca yaralı varken yas tutamazlardı. Karınları açtı ama yemeklerin tadı yoktu. “Telaş yapma.” “Enkaz altındaki bu daracık aralıkta tüm özgürlüklerinden mahrum edilmiş bir halde çaresizce yanıp kömürleşmek, kül olmak üzereyken panik yapmak ne işe yarardı ki? “Engin.” Burada bedenini biraz bile hareket ettirecek olan yoktu ancak ruhu cennet ve dünya arasındaki engin boşluktan geçecekti.”
Kitap gerçekten o çaresizliği, hiçbir şeyleri olmamalarına rağmen aslında “hayata” sahip oldukları için her şeylerinin olduğunu o kadar güzel anlatıyor ki. Etkisinde kalacağım bir eser, mutlaka öneririm.
“ Bizler, evleri yanan, yurtları yakılan ve yaşadığı yeri, giyeceği kıyafetleri, kendisiyle ilgilenecek yakınlarını kaybetmiş kişilerdik. Harabelerden çıktığımız gibi perişan bir görünümle dolaşıp yaralıların tedavisiyle ilgileniyorduk.”