Gönderi

İyi ki biri bunları yazmış, şimdi ne okuduğumu daha iyi anladım 🥲
İnsan ve Duygular

Burcu

@Burcuwu
·
Sarı Duvar Kağıdı Kitap Analizi
Bu kitabı anlatmaya başlamadan önce büyük ihtimalle yazarın hayatından bahsetmeliyim. Charlotte Perkins Gilman 1860 larda Amerika’da doğdu. İlk çocuğundan sonra doğum sonrası depresyonu görmeye başladı. Bu zamanlarda doğum sonrası depresyonu ciddiye alınan bir hastalık değildi. Doktoru ona düşünmemesini ve yazmamasını önerdi. Fakat bu onun yalnızca daha da kötüleşmesini sağladı. Durumunun kötüleşmesine kayıtsız kalamayan Gilman kontrolü kendi eline almaya karar verdi. Ona bu zararlı tedaviyi veren doktorundan ve eşinden uzaklaştı. Zamanını yazı yazarak geçirdi ve bu da onun iyileşmesini sağladı. İşte Sarı Duvar Kâğıdı isimli öyküsünü de başından geçen bu olaylardan ilham alarak yazdı. Gilman bu eseriyle ilgili: “ Bu öyküyü insanları delirtsin diye değil, delirmekten kurtarsın diye yazıldı ve işe yaradı da.” demiştir. Bu inceleme burdan sonra spoiler içerir. Sarı Duvar kâğıdının ana karakteri isimsiz, yeni evlenmiş, yeni anne olmuş bir kadın. Yakın zamanda doktoru tarafından sinirsel çöküntü ve depresyon teşhisi konduğu için eşi John’la üç aylığına eski bir konağa taşınır. Bu konakta kendini yormaması, düşünmemesi ve yazı yazmaması gerekmektedir. Ama ana karakterimiz bu kuralları saçma bulur, uymaz. Düşünmeyi bırakmaz ve gizlice yazı yazmaya devam eder. Bu da ana karakterin ikiye bölünmesini sağlar: içindeki ve dışındaki benlik. Biz de bu hikâyeyi onun yazılarından okuruz. Başta yazılarında günlük olaylardan, eşi John’dan, ona bakmakla yükümlü olan eşinin kız kardeşi Jennie’den ve konağın kötü zevkle yapılmış sarı duvar kâğıtlarından bahseder. Bir süre sonra bu duvar kâğıtları onda bir saplantıya dönüşür. Sürekli onları izlemeye ve onların sırlarını açığa çıkarmayı kafasına koyar. Geceleri bu duvar kâğıtlarına bakarken duvar kâğıdının içinde kaçmaya çalışan bir kadın
1000Kitap
·
18 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Yardımcı olabildiysem ne mutlu bana. Böylesine harika bir eserin tam olarak anlaşılamaması ve hak ettiği takdiri görememesi gerçekten çok üzücü.