752 syf.
·1 günde
* Bir Gün Tek Başına... Yeri benim için çok ayrı bir kitaptır. O yüzden yazım biraz uzun olacak ama okuyun lütfen, sıkılmazsınız :)

* Uzun yıllar evvelinden bahsedeceğim. Fakülteye ilk girdiğim günler... Türk Dili hocamız inceleme ödevim için bu kitabı vermişti bana. Az buçuk araştırma yapınca bir aşk hikayesi olduğunu okudum ve hayal kırıklığına uğradım. Çünkü oldum olası aşk romanlarını okumaktan hoşlanmam ben. Romantizmi pek sevmem. O yüzden burun kıvırmıştım kitaba. Niye benim payıma bu düştü diye canım sıkılmıştı. Zaten kitabın adından da sonu belli değil miydi bu aşkın, ne gereği vardı bu kadar kalın bir kitabı okuyup incelemeye... Hani tükürdüğünü yalamak diye bir deyim vardır ya, heh işte onu gerçekleştirdim. Hem de üç kere... Yani o tuğla gibi kitabı üç kere okudum. Benim için değerli olan insanlara da okuttum. Beni hem Vedat Türkali gibi bir usta yazarla hem de bu romanla tanıştırdığı için hocama da çok minnettarım. Kulakları çınlasın.

* Ankara'da siyasi olayların fokur fokur kaynadığı bir fakültede okuyan ve bu durumlardan çok da uzak kalamayan bir üniversiteli olarak kitaptan etkilenmemem elde değildi zaten. Haftalarca beynimin içinde Günsel ve Kenan'ın iç sesleriyle okula gidip geldim. Kitabı okumuş olanlar neden bahsettiğimi hemen anlamışlardır.

* Peki kitap bir aşk romanı mı gerçekten? Tam olarak hayır. Arka fonda siyaset dönerken ön tarafta yasak bir aşk peydah olur. Günsel ve Kenan'ın aşkı... Öyle anlar gelir ki arka fonda aşk sessizce ilerlerken; ön tarafta politik oyunlar, siyasetin kirli yüzü ve darbeli günlerin acısı peydah olur. O yasak aşk da payını alır bundan. Kitabın sonunu belirler. Eğer bir aşk romanı beklentisi içinde okursanız hayal kırıklığı yaşatabilir size ya da siyasi bir roman olarak okursanız tatmin olamayabilirsiniz. Aşkı, güvensizliği, siyasi romantizmi, insan ilişkilerini, kişilerin iç dünyasını ve ülkemizin yakın tarihinden kesintileri barındırır bu kitap...

* 27 Mayıs 1960 askeri darbesi öncesi Türkiye'sindeyiz.... İnsanın kendi babasına bile güvenmediği, her an herkesten şüphelenildiği, solcuların rakı sofralarında memleket kurtardığı, akşam vakitlerinde köşe başlarında isimsiz ölümlerin olduğu, yaklaşan darbenin ülkeye göz kırptığı günler... Yıllar öncesinde karakolda yediği iki tokat darbesiyle arkadaşlarını satan, çevresindeki herkese ve özellikle kendisine olan güvenini yitirmiş eski bir devrimci Kenan ve işçi sınıfı fakir bir aileye mensup gururlu, başı dik ve bir o kadar da inatçı bir devrimci olan üniversiteli Günsel arasında hiç beklenmedik zamanda alevlenen bir yasak aşkla başlar kitap. Herkes sıradan çalkantılı bir aşk hikayesi beklerken olaylar birden beklenmedik hal alır ve okun yönü ülkedeki çalkantılı olaylara döner.

* Romanı bende etkileyici kılan en önemli şey Vedat Türkali' nin kalemi oldu. Çünkü çoğu yerde karakterlerin iç sesleriyle anlatmış olayları. Adeta kitabı okumuyorsunuz da o kişinin beyninde yaşıyormuşsunuz gibi. Kendilerinden en emin oldukları durumlarda bile aslında beyinlerinde ne fırtınalar koptuğuna şahit oluyorsunuz. İyi yönleriyle kötü yönleriyle karaktere kendinizi yakın hissediyorsunuz.

* Zaten kitaptaki karakterler çoğu romanda olduğu gibi iyilik timsali kahramanvari tipler değil. Çünkü kolaydır sağlam kişilikleri anlatmak. Yüzeysel, hata yapmaya meyilli - hatta karaktersiz ve ahlaksız da diyebiliriz -siyasi romantizmin dar kalıplarında sıkışıp kalmış sıradan insanları anlatmak ve sevdirmek zordur. En basitinden baş karakter Kenan... Yeri geliyor kendisine "Hay senin kalıbına tüküreyim, sen nasıl bir erkeksin?" diyorsunuz. Hatta bir röportajında Vedat Türkali de Kenan'a nefret kusmuştur. İlk okuduğumda ben de kendisine çok kızmıştım ama ikinci kez okuduğumda, kendimi Günsel'in yerine koyunca çok sevmiştim Kenan'ı.

* Kitap hakkında daha teorik bilgiler verecek olursak, Vedat Türkali' nin ilk romanıdır bu. Vedat Türkali'yi gerçek bir yazar yapmıştır. Küçük burjuva duyarlılığı olan Vedat Türkali bunu da romanına yansıtmıştır. Güven olgusu üzerine yazdığı ilk romanıdır ayrıca. Bu konuda bu kadar hassas olması hem Kenan gibi bir karakter yaratmasına hem de "Güven" isimli iki büyük ciltlik eser daha yazmasına neden olmuştur. O çok meşhur "Bekle Bizi İstanbul" şiirini de ilk bu kitapta yayınlamıştır. Kitapta yarattığı Baba karakteri Hikmet Kıvılcımlı'ya, üniversite olaylarında ölen üniversiteli genç karakter de Turan Emeksiz'e işaret eder.

* Bir Gün Tek Başına demiş ya Vedat Türkali kitabın adına, aslında kitaptaki bütün karakterler iç dünyalarında yalnızdır. Tek başlarına... Ve bir gün hepsi dış dünyalarında da tek başına kalmaya mahkum olacaktır.

* Ne zaman aklıma gelse hep sorgularım aslında. Ahh Kenan... Çelmeseydin Günsel'in aklını ne olurdu? Peki Günsel? Kanmasaydın Kenan'a ya da güveneceksen sonuna kadar güvenseydin, böyle mi olurdu? Hadi bunlar karakterdi ve kurguydu diyelim. Ya güzelim ülkem? Nasıl günlerden geçtin ki böyle, yerde gezen karıncandan tut gökte uçan kuşuna kadar hayatlarını tarumar ettin!

* Eğer hala Vedat Türkali ile tanışmadıysanız, zaman kaybetmeyin ve bu kitabıyla başlayın derim.

* Kitabı ilk okuduğum ve incelediğim dönemlerde çokça çalınan bir şarkıyı da paylaşmak istedim sizinle. Her ne kadar tarzım olmasa da o dönemlerde ne zaman duysam, meyhane havasından mıdır, içinde okuduğu şiirlerden midir nedir bilmiyorum ama Günsel ile Kenan aklıma gelirdi. Hala duydukça kitaptaki yaşananları hatırlamamam mümkün değil.

* https://youtu.be/sWy8X_7GA_k

* Son olarak; Vedat Türkali' nin bu kitabında hem aşkı hem siyaseti nasıl da harmanladığını gösteren bir alıntıyla bitirmek istiyorum yazımı. Romanın can alıcı bir yerinde şöyle der Kenan:
"Ülke sallanıyor,
iktidardakiler sallanıyor,
herkes bir şey bekliyor.
Ben Günsel'i bekliyorum..."