·336 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Mayıs 2023 00:30 Bir alıntı yaparak başlamayı seviyorum okuduğum kitaplardan ve bu sefer seçtiğim alıntı hepimize bir öğüt olmalı aslında.
Sayfa 229; "Suçluluk ağır bir yüktür, Yaşlı Cadı, dedi. Hayatına devam etmek istiyorsan ardında bırakmak en iyisi."
Ben Kirke kitabını çok sevmiştim, bu kitabı da seveceğimi düşünüyordum ama bu kadar dolu dolu bir hikaye sanırım beklemiyordum. İskandinav mitolojisine dair zerre bilgim yoktu ki, bu benim için büyük artıydı; her 10 sayfada bir vay be dedim. Hoşuma giden noktalar çoğunluktaydı...
Yaşlı cadı Angraboda, gücünü geçmişte yaşadıkları deneyimlerle karşılaştıkça korkularından alıyor. Ben gibi hissettirdi bu, Yaşlı ve güçlü bir cadı ama o da en büyük gücünü korktuğu şeylerle yüzleşirken gösteriyor. Kimine göre cesur olmamakla görülür korkmak ama burada anlatıldığı gibidir bence...
Cesaretle sevdi, sevdiği kadar sevilmediğini hissetse bile güvendi... En çok kızdığım nokta yine bu kararı yüzünden oldu ama yine de takdir ettim, elden gelen başka bir şey yoktu... :)
Kitapta rün diye bahsedilenlerin ne olduğunu anlamadım, sonlarına doğru en yakın dostuyla yakınlaşmasına anlam veremedim ve de sanıyorum sonu oluşturan kızına ne yaptığını tam olarak anlayamadım. O büyü nasıl bir büyüydü acaba? Bilen varsa anlayan ya da cidden yazabilir mi diye yazıyorum yorumuma bunları:))
Bunlar haricinde hikayeyi çok sevdim, hala Ben Kirke 1 numara orası ayrı, çünkü o gözbebeğim bu alanda benim için. Ama Cadının Yüreği de çok dişli çıktı, of of diyorum. Dolu dolu bir hikaye okumak isterseniz; Ben Kirke tarzında bir hikaye ama yazarları ayrı. İçindeki karakter bolluğu sanki bu kitapta daha fazla varmış gibi geliyor misal. Ama emin değilim. Tabii karşılaştırma yapmamın tek sebebi, "Ben Kirke"ü sevenlere diye yorum yapılmış olması. Bence ikisi de ayrı yoksa...
Spoiler vereceğim ama böyle hatırlamayı istediğim için de yazıyorum;
Loki'nin elde gördüğü, kalbini elinde tuttu diye ona ait bellediği ama ilk fırsatta yüreğini kırmayı esirgemediği Angroboda; Loki ile 3 evladın annesi oldu. Yarı insan formundaki ilk kız çocuğuna ömür boyu eksik kalan canını vermeye uğraştı. Diğer iki çocuğu erkek, biri kurt biri yılandı. Alemleri tanrıların zalimliğinden korumak üzere büyük savaşı onlar açtı ve anneleriyle mutlu yaşamak onlar için kısa sürdü... Ben bu evlat durumundan bile etkilenmiştim doğrusu. İkisi de o savasta can verdi.
Olacakları görmek, alemler arasında gezebilmek cadının en büyük marifeti idi. Bu gücün adı Seid idi. 3 kez yakılarak cezalandırılmasına sebep olan gücüydü bu. Ama o yeniden doğup yaşamaya devam etti. Demirkoru'da...
Kitap şunu da söyledi sanki; çok güçlü ve ilgili bir anne cadı da olsan, ergen kızının baba sevdasına karşı duramıyorsun demek ki. Ve ben bu duruma da üzülmüşüm meğer. Kızımız geç anladı ama sonunda anne kıymeti anladı, buna da şükür diyelim. :)
Mitolojiyi bu kadar günümüze indirgeyerek yorumlamasam iyiydi ama içimden böyle geldi. Cadının gönül verdiği adamın her fırsatta onu tanrılara kendini ispatlamak için ezdirmesine çok üzüldüm ben... AH hain Loki!
Yazarımızın kalemine sağlık, benim yüreğimi de yaktı helal olsun... :))