Sayfaların parmaklarım arasında nasıl aktığını fark etmediğim bir kitap oldu benim için.Öğretmen olmanın inceliklerine değinirken ülkece bilinen fakat tabiri caizse
halının altına süpürülen gerçekleri de göz önüne seriyor.Müfredattaki eksiklikler ve müfredata bağlı kalınmaya çalışırken öğrenciler de yitirilen yetenekler de baş konularından.Kitapta bununla ilgili şöyle diyor;
“Galiba çocuklara düşünmek haricinde her şeyi öğretmişiz.Müfredat yetiştirme derdine düşüp insan yetiştirmeyi unutmuşuz.” ve ekliyor “Sınıfta yoklama alırken, bir de Descartes’e göre mevcutları yazalım.Bakalım sınıfta kaç kişi var?”
Eğitim üzerine bazen güldüren bazen hüzünlendiren kısa hikayeler de serpiştirilmiş.Bu hikayeler farklı bir pencereden bakış sağlıyor.Kitabın olumsuz yanından bahsedecek olursak tüm olumsuzlukları ele alması.Gerçeklerle yüzleşmenin acı bir tarafı olsa gerek. Bazı okuyucuların bu yönüyle beğenmediğini gördüm. Elbette çeşitli yerlerde çok güzel başarılara imza atan, fevkalade öğrenciler yetiştiren öğretmenlerimiz var.Ben hayatıma dokunan çok sevdiğim öğretmenlerim olduğundan bunu gönül rahatlığıyla söylüyorum.Fakat kitaptaki asıl mesele bu öğretmenlerimizin dışında kalan eğitimcilerin yaptığı yanlışlar.Çünkü “kendisini mesleğine adamayan atanmışların problemi,koskoca bir ülkeyi mağdur edecek kadar mühim “diyor kitapta da… Öğretmenin Kişisel Gelişim Rehberi