Arka kapağa da yansıyan alıntı ile başlayalım:
"Dünyanın ne gücüne gidiyor biliyor musun Elime... Senin ırmaklarının, dağlarının yeri yanlış demek istiyor bu insanlar bana, kesiyoruz ormanlarını, doldurup düzlüyoruz kıyılarını, kırıyoruz tepelerinin burnunu... İşi doğrusuna getiriyoruz biz, beğenmiyoruz aldığın biçimi, acele soğumuşa benziyorsun, güzel olmamış kabuğun..."
Muinar "dişil ruh"... Onun pek çok bilgisi var bize aktaracağı. Önemli olan bu değil, yarım bırakıyor sözlerini, konuları kapatmıyor ama bize de bırakmıyor devamını. Üzerine beton dökerek değil çiçek ekerek yapıyor bunu. İyi de yapıyor bence.
İçinde uyandığı kadınları anlatıyor, içinde uyandığı son kadına. Onu beğenmiyor, tüm ruhların her birimize karşı hisleri de budur kanımca: Ölümsüzlük zor iş; biz, on yıl gencimizi beğenmezken o ne yapsın!
-----------------------------------------------------------
Feminist yazar Latife Tekin'in okuduğum ilk kitabı. Günümüzde, insan hakları bakımından gelişmiş toplumlarda feminizmin bir anlamı kalmadığını düşünen birisi olarak 'fikren' beni rahatsız eden hiçbir tarafı yok kitabın... Bu kitaptaki 'fikir derdinin' de feminist kaygılar içerdiğini düşünmüyorum. Bunlar 'insani kaygılar'...
İncelemeye başlarken kitabın bende bıraktığı his üzerine biraz edebî bir giriş yaptım. Çünkü edebî olarak çok zarif işlenmiş 'insani kaygılar' vardı. Öyle ki, dişil ruhun bedduaları bile zarifti.
---------------------------------------------------------------
Hangimiz kendimizle konuşmuyoruz ki!
En azından, zihni işleyen insanların kendileriyle içinden veya dışından konuşmasının normal olduğunu düşünüyorum. Belki de bunu yaparken, bize tayini çıkmış, içimizde aniden uyanmış veya mütemadiyen uyanan bir ruhla konuşuyoruzdur. Ona isim koymamış olmamız, onun bize ismini henüz söylememiş olması zihinsel erginliğe ulaşmadığımızdandır belki. Ayrıca bu ruhlar dişil olmak zorunda da değil. Hatta artırıyorum; herkesin dişil ve eril tarafları olduğundan, bu konuştuğumuz ruhlar da ikişer tane...
--------------------------------------------------------------------
Muinar beni tanısa (tanıması gerekir) severdi. Aşık olmazdı bana ama kesinlikle severdi. Bunu bilerek O'nu okumak bana keyif verdi. Hem onu bir yerlerden tanıyor gibiydim hem de yabancıladım. Onunla beddua ettim, onunla hak verdim en acımasız yargılara maruz kalanlara... Bir gün bir eril ruhla konuşmasını hayal ettim, bunun üzerine senaryolar yazdım.
---------------------------------------------------------------------
Kitabı okumakta kararsız kalanlara bir talimat verecek değilim. Bu yüzden lafı da biraz uzatıp, bende bıraktığı his üzerine yazdım. Çünkü pek çok incelememde söylediğim gibi; okuma kolaylığı olmamalı bir kitabın değerlendirilmesi yalnızca... En büyük oranda 'bıraktığı his' üzerine değerlendirmek gerekir edebî metinleri...
-----------------------------------------------------------------------
Sevgiler Muinar...