Gönderi

Kendi gök kubbemiz mi, Platon'un mağarası mı?
Puan vermedi·208 syf.··
2023 18. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2023 02:04
"Sadece mağaranın duvarını görecek şekilde üç mahkum bir mağaraya zincirlenmiştir. Ve bu üç mahkum hayatlarında mağara duvarı ve birbirleri dışında başka hiçbir şey görmemiştir. Sadece arkalarından vuran ışığın mağara duvarındaki gölgelerini görebilmekte ve mağaranın içinde yansıma yapan tuhaf sesleri duyabilmektedirler. Dışarıdaki dünyanın sadece böyle bir yerden ibaret olduğunu düşünmektedirler. Günün birinde mahkumlardan biri zincirlerinden kurtulur ve mağaranın dışına çıkmayı başarır. Önce parlak ışıktan dolayı gözleri kamaşan mahkum, yavaş yavaş etrafı gözlemlemeye ve tanımaya başlar. Etrafta gördüğü diğer canlıların, nesnelerin ve duyduğu seslerin mağaradaki eski siluet ve seslerle bir alakasının olmadığını anlar. Sudaki yansıması ile tepeden güneşin vurmasıyla yanı başında oluşan gölgesinin birbirinden farklı olduğunu deneyimler, ve bütün tabusu yıkılır. Mahkum, dünyanın sadece mağaradan ibaret olmadığını anlar. Dışardaki dünyanın mağaradan daha güzel olduğunu ayırt ederek diğer mahkum arkadaşlarının yanına döner. Arkadaşlarına dışarıyı anlatır, gölgelerin gerçek olmadığını ve onlara yardım teklif ederek zincirlerinden kurtarmayı sonra da birlikte mağaranın dışını tanımaya davet eder. Diğer mahkumlar arkadaşlarının zincirden kurtulduktan sonra dışarıda delirdiğini ve dışarısının aynı şekilde onları da delirteceğini söyleyerek serbest kalmayı reddederler. Özgürlüğün tadını anlatan eski mahkuma şiddet göstererek karşı çıkarlar. İki mahkum, mağarada esir hayatı yaşamayı sürdürürler." Evet Eflatun'un mağara alegorisi. Kitabın sonunda bahsi geçen bu alegoriyi ilkin ele almak istedim. Felsefe denildi mi aklıma hep bu örnek gelir. İnsanlık tarihi boyunca hep süregelen bir örnektir aslında. Her zaman toplumları aydınlığa davet eden bir alim gelmiştir; önce taşlanmış, divane olduğu düşünülmüştür. Toplumlar çok sonra alimlere katılmışlardır. Değişime, aydınlığa karşı ayak diretenlerin sonu da malumunuz örnekteki gibidir. Bir yerde değişim yok ve reddediliyorsa çöküş kaçınılmazdır. Bu kitapta da yazar bizi düşünmeye, öğrenmeye, değişmeye, farklı bakış açıları kazanmaya ve belki de mağaradan dışarı çıkmaya davet ediyor. Okuyup kulak ardı etmeyene ne mutlu... Siyasi kimliğiyle tanınmış bir kişinin kitabını okumanın öncesinde terddütlerim vardı. Kitap ilerledikçe tereddütlerimin ne kadar da yersiz olduğu kanısına vardım. Biyografik bir tarzı olan bu kitapta ayrıca yazarımızın gerçek anlamda kendini geliştirmiş, okuyan, bilen, entelektüel, sorgulayan ve sorgulamaya sevk eden çok yönlü bir kişiliğinin olduğunu farkettim. Yazar aynı zamanda çok yönlü olmanın faziletlerine fazlaca yer vermiş kitabında. Bir insanın gerçekten de boş vaktinin olmaması gerekir ki yazar gibi bir çok disipline vakıf olabilsin. (Ki boş insanı şeytan doldurur demişler.) Ayrıca her kitap bir davettir diyen yazarımız bizi bu varlıklar dünyasında düşünmeye, günümüzün ciddi sorunlarından; sekülerizme, materyalizme karşı varlığın manasına odaklanmaya davet ediyor. Bu yüzden olacak ki kitap felsefi anlamda inanılmaz bir doyum sağlıyor. İnsan en muhteşem özelliklerle donatılarak yaratılmış bir varlıktır. Hayatım boyunca insanın tek bir iş için yaratılmamış olduğunu bir çok şeyle aynı anda meşgul olması gerektiğini düşünmüşümdür. Elimden geldiğince de buna uymaya çalışıyorum. Umarım hepimiz için kendi gök kubbemizin değerinin farkında olup altındakilerden sonuna kadar istifade ettiğimiz bir ömür olur... Tavsiyemdir. Keyifli okumalar dilerim. Son alıntı: "Zira inanmak, aklı tatile göndermek değildir. İnanmak aklın imkanlarını daha ileri noktalara taşımaktır." Edit: Kitapta harika bir şarkıdan da bahsedilmiş dinlemenizi tavsiye ederim: Yine Bir Gülnihal
Gök Kubbenin Altındaİbrahim Kalın · Mecra Kitap · 20221,704 okunma
·
6 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.