Kan ve Külden serisinin yan serisi olarak çıkan bu kitapta Nyktos'u ve Seraphena'yı okuyoruz.
Asıl seriside olduğu gibi burada da çoğunluğun iyiliği için feda edilen tek bir kişiyle hikayemiz başlıyor. Sanırım Jennifer Hanım bu tarz başlangıçları ve insanların üzerine böyle sorumluluklar yükleyip onların acısından karakterler yaratmayı seviyor.
Seraphena yani Sera da bu niyetle, ülkenin iyiliği için Ölüm İlkeli'ne sunulan bir konsort. Ancak yetiştirilme şekli ve amacı bir konsorttan fazlası. Çok ayrıntıya girmeyeceğim ama olaylar planlanan şekilde ilerlemiyor.
Ölüm İlkeli, Sera'yı konsort olarak istemediğini söyleyip ortadan kayboluyor. Tabii burada bütün suç Sera'ya yükleniyor.
Aradan yıllar geçiyor. Sera daha serbest olsa da bambaşka bir şeye dönüşüyor. Bir prenses olmasına rağmen kimsenin umurunda değil. O da bu yalnızlığı hissediyor.
Daha sonra bir olaya tanık olup hislerine yenik düşecekken onu durduran bir adamla karşılaşıyor. Şimdi... Okurken elbette olayların nereye gittiğini çözebiliyorsunuz. Zaten yazarın bunu saklamaya çalıştığını sanmıyorum. Yani en azından okuyucusundan saklamaya çalışmıyor.
Kitabın güzel olan yanı karakterlerin duygularının okuyucusuna geçme şekli. Olaylar ne kadar tahmin edilebilir ya da klişe olsa da Sera'nın üzüntüsünü, sevincini ya da Ash'in o fevri tavrını hissedebiliyorsunuz. O nedenle her bir sayfayı sıkılmadan okuyorsunuz.
Ben kitabı elime aldığım gibi bitirmiştim. Öylesine akıcı ve güzeldi. Jennifer Hanım olayları karıştırmayı seven bir yazar, bu kitapta da bunu yapmış ve inanıyorum ki ilerleyen kitaplarda da olayları bir oradan bir buraya savurup bizi süründürecek. Ama olsun.
Kan ve Külden serisi devam ederken bu kitabın da aradan çıkması çok iyi olmuş. Dex bu sefer iyi bir strateji ile ilerliyor. Çünkü bu şekilde geçmişi okuyup, asıl seriye ekleme yaparsak çok daha zevk alacağımızı düşünüyorum.
Kitap yetişkin içerikli o nedenle herkese uymayacaktır. Ama onun haricinde heyecanlı, eğlenceli ve biraz da gizemli bir olay örgüsüne sahip. Ben devamını bekliyor olacağım.