"Amar Dağı'ndan bir adam koşarak köye geldi."
Tolstoy'un;"Tüm muhteşem öyküler iki şekilde başlar..." dediği yerdeyiz. "Ya bir yerden başka bşr yere gidilir ya da şehre bir yabancı gelir." der Tolstoy. Yavuz Ekinci de kitabına giriş cümlesi olarak şehre bir yabancının geldiğinden bahseder. Bakalım Tolstoy'u haklı çıkaracak mıdır Yavuz Ekinci. Buna okuyucuları karar verecektir.
Günün Birinde kitabı, birbirinin içine geçen iki ayrı zaman ama tek bir mekanda (Cevizler Vadisi) konu bulur. Bu ayrı zamanlar sıralı şekilde anlatılmasa da birbirlerine geçişleri ile akıcı bir özelliğe sahiptir ve özünde birbirinin devamı olan bir neslin kişilerini anlatır.
Kitap dört bölümden oluşur ve bölümler, başlıkları ve anlatıya girişleri ile bizi bir masala davet eder. Bu masal özelliği kendini giderek bir destana sevk edecektir. Bunun yanında kitabın roman olma özelliği ve anlatı türünün hikayeyi de anımsatması ayrı konular olarak işlenebilir.
Bizi bir masala sevk eder kitap evvel zamanlar, pireler, develer ve tellallar ile ve Yaşar Kemal'den bildiğimiz Anadolu dağlarını, bu dağlarda sevdalarını saklayan eşkıyaları, ağalardan, paşalardan kaçan sevgilileri görürüz.
Ağırlıklı olarak iç monologlar şeklinde ilerler kitap. Karakterlerin anlatıcıya dönüşmesi kitabı çok sesli bir hale getirir. Karakterlerin anlatıcı olması, yaşadıkları duyguları doğrudan aktarması açısından olumlu bşr izlenim verir.
Bir masal, bir destan özellikleri taşımakla gerçeklerden tamamen uzaklaşmaz yazar. Anlatılarında köy yaşamını, çocuk oyunlarını, yetişkinlerin olumsuz olaylar karşısında rutin yaşamlarını sürdürme düşünceleri vardır. Örneğin çocukların top oyunlarında, topun sahibi oyunda olmak zorundadır. Dini motifler de eklenir bu gerçekliklere. Ölüme giderken abdestsiz kalmamak gibi...
İki ayrı zamanda geçen kitabın yakın zamanda geçen anlatısında okuyucusunu merakta bırakan bir yol tutar Yavuz Ekinci. Katakterlerine sürekli Amar Dağı'ndan birilerinin geldiğini söyletir. Her karakter bunu defalarca söyler. Bu gelenler köyü yakacak, yağmalayacak ve içindekileri öldüreceklerdir. Bize böyle anlatır. Her karakterine mikrofonu uzatan bir spiker gibidir burada yazar. Karakterler hem gelenleri ve endişlerini anlatır hem de aile içinde yaşananları anlatırlar. Şikayetler, dilekler, kırgınlıklar, kırıklıklar...
Geliyorlar, geliyorlar... Bunun yarattığı korku ve endişe karşısında karakterler bir şey yapamazlar. Savunamazlar kendilerini, kaçamazlar çünkü kaçacak yer yoktur. Peki ama gelenler kimlerdir? İşte bunu öğrenemeyiz. Yazar bize sezdirir gelenlerin kimler olduğunun. Civar köylerle bağlarını koparmamış olan karakterlerimiz, ilk anlatıdaki gibi masalsı-destansı özelliklerden bu yönüyle de ayrılırlar. Buna göre gelenler; köyleri yakan, bombalayan, sakinlerini kaçıran güçlü kimslerdir.
Amar Dağı da ismini ilk anlatıdaki karakterden alır. Hükümdarın kızı ile kaçan kahramanımız bu dağa ve dağdaki vadiye sığınır. Tabii desteklerle. Bu destekleri verenlerdir bize Yaşar Kemal'i hatırlatan. Onun Ağrı Dağı Efsanesi hatırımıza gelir.
Kitap yetişkinler için olduğu kadar daha alt yaştaki kişiler için de okunabilir nitelikler taşır. Anlatım yönünden ilk anlatının niteliği Batı masallarını da çağrıştırır.