·214 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Mayıs 2023 13:35 "Sözcüklerle, söylemek istediğimiz şey arasındaki yolun uzaklığına 'dev uzaklık' der Ungaretti." Döşeğimde Ölürken, adından da anlaşılacağı üzere temel duygusu ölüm olan fakat olay akışı ve anlatım tekniği ile bu dev uzaklığın sıkıntısında okumaya neden olan bir roman.
15 anlatıcının sırayla konuştuğu bölümlerdeki parçaları birleştirerek Bundren ailesinin yaşamöyküsünü, aile bireylerinin karakterlerini, yoksulluğun aile bağlarına olumsuz etkisini öğrenmeye çalışıyoruz. Roman, içerikte adının vaat etmediği bir olay örgüsüne sahip. Döşeğinde, ölüm meleğinin ziyaretini beklerken anılarını yoklayan, hayatını sorguya çeken birinin duygularının ve düşüncelerinin aktarımından ziyade bir ölüm sonrasında ailenin yaşamında olan bitenlere tanık oluyoruz.
Herkesin sırayla bazen de sırasız tekrarlarla mikrofona atlayıp konuştuğu sokak röportajları gibi bazen duygusal bazen basit birbirinden kopuk ifadelerle ilerleyen odağı değişen bir anlatı bu. Dolayısıyla anlatıcıların anlattıkları zihnimizde öyle yağ gibi akmıyor. Bu durum roman karakterlerinin zihnini projeksiyon gibi yansıtan, mantıksız, sırasız düşünce akışının birinci kişi ağzıyla verilmesi yöntemi olan "bilinç akışı"nın ne kadar başarılı kullanıldığını gösteriyor. 59 bölümün tamamını oluşturan bir de "büyük/üst bilincin akışı"nı yani Faulkner'in Missisipi elektrik santralinde çalışırken gece yarılarından sabaha kadar sadece 6 haftada asla ayık olmayan bir kafayla yazdığı akışı düşünün. İşte size anlaşılmanın umursanmadığı bir roman.
Anlatımdaki tüm dağınık ayrıntıları toplayan esas vak'a ise mutsuz eş/mutsuz anne Addie'nin ölümü ve uzak bir kentteki aile mezarlığına defninin vasiyetini gerçekleştirmek için çıkılan yolculuk. Addie'nin vasiyetinin yerine getirilip getirilmeyeceği aile üyeleri ve komşuları arasında tartışılan bir durum oluyor. Çatışma şu ki bir kadın eşinin yanında ve çocuklarının ziyaret edebileceği yerde defnedilmeli öte yandan da ölen birinin vasiyeti yerine getirilmeli.
Vasiyeti yerine getirmek için 40 mil uzaklıktaki Jefferson kentine ulaşmak gerekmektedir. Yaslı eş Anse, 5 çocuk,1 tabut ve katırlarla çetin bir yolculuğa çıkar. Aile; yangın, sel gibi felaketler eşliğinde doğayla inanılmaz bir mücadeleyle yolculuğu tamamlamaya çalışır. Romanın en hareketli bu kısmında bile olay halkalarını birleştirme çabamız ve yazarın keyfî betimlemeler yapması zihnimizde anlatının sinematografisini çıkarmayı güçleştirmektedir. Çünkü Faulkner sizin baktığınız yere bakmıyor, merak ettiginiz ayrıntıyı vermiyor. Eserde ölüm üzerine metafizik çözümlemeler ve derin anlamlar mevcut değil. Buna rağmen yazarın üsluptaki başarısı, okuyanın öznelliğinden fırsat bularak galebe çalan bir eşleşme ile duygusal bir tat, gerilim, heyecan ve anlamlandırma oluşturuyor.
Genç yaşta evlenen eş ve anne olmaktan beklediği tadı alamayan Addie'nin 5 çocuğa sahip oldugunu ve bunlardan yalnızca birini (Jewel) kendisine ayırdığını, diğerlerini eşi Anse'e bıraktığını kronolojik olmayan akıştaki bölümlerden birinde onun ağzından öğreniyoruz. Jewel asi, zor bir çocuk fakat Addie, onu hem çarmıhı hem kurtarıcısı olarak görüyor ölümünden sonra vasiyetinin yerine getirilmesinde de Jewel'in canhıraş çabalarına şahit oluyoruz ki bu da onu haklı çıkarıyor. Anne sevgisinden biraz mahrum kalmış diğer çocuklardan en ilginci ise en küçükleri Vardaman. Annenin diğer çocuklarından kopukluğu Vardaman'ın sık sık annesinin bir balık, bir at oldugunu demesinden de anlaşılıyor.
Addie'nin eşi ve çocuklarını tabutuyla birlikte bu zorlu yolculuğa itmesi, kendi ailesinin mezarlığında gömülme isteği dikkat çekici ve bizim toplumumuzda da aşina olduğumuz bir durum. Hayattayken yansıtamadığı öfkeyi, eşiyle yapamadığı hesaplaşmayı vasiyeti ile bir nevi ölümünden sonra yapmak isteyen kadının öyküsünü metnin derinlerinde duyuyoruz. Addie, ait hissetmediği aileden, düzeninden kopma isteğini üst soyunun bulunduğu aile mezarlığına gömülme vasiyeti ile ilan ediyor. Addie ruhunun bedenlenmesine vesile olan ailesine cansız bedeniyle dönüşünde bile tabutunun zarar görmesi, suya kapılmak, yangında yanmak gibi türlü tehlikelerden sıyrılarak ulaşıyor.
Ve bu kaotik yolculuk, artık yas süreci de tamamlanmış gibi bir atmosferde trajikomik olaylarla "bitiş içinde bitmemişliği taşıyarak" sonuçlanıyor.