(Tek nefeste yazıldığı için 0 iddialı bir yazıdır)
İnsanların git gide teknoloji ile bütünleştiği bir dönemde yaşıyoruz. Haliyle, günün sıradan parçası haline gelen teknolojik aletleri artık hiçbirimiz hayretle karşılamıyoruz. Doğrusu sorgulamıyoruz bile. Örneğin benim için Bluetooth üzerinden resim gönderilmesi sihir gibi bir şeydi. Merak ederdim. Dostum şimdi 5G teknolojisini peynir ekmek gibi tüketiyoruz . Bu şekilde değişen ve bir uzvumuz haline gelen teknolojik aletlerin yokluğunu düşünemiyoruz bile. Bilgisayar bilimlerindeki ilerlemelerden tutun, biyoloji, genetik mühendisliği, fizik, diğer mühendislik dalları vs. gibi branşlardaki ilerlemeler bizleri gelecekte trans-human ile karşı karşıya bırakabilir. Günümüzde var olan teknolojiyi ve bilimi nasıl yadırgamıyorsak, gelecekte de cyborg görmek bizim için o kadar normal olabilir. Bu teknolojik ilerlemelerin önce faydalarından bahsedecek ardından yazının ana temasını oluşturan sakıncalarına geçeceğiz.
İnsanı ve dünyayı ciddi anlamda dönüştürme potansiyeline sahip olan bilimsel ve teknolojik ilerlemelerin daima insanı ileriye taşıyacağını düşünen felsefi akıma transhümanizm denir. İnsanın bu dünyada cenneti yaratması gerektiği düşüncesinden hareketle, insanın insan olmaktan ötürü sahip olduğu aksaklıklar giderilmeye çalışılır. Bunu yaparken de bilimsel ve teknolojik gelişmelerden yararlanılır. Bu gelişmelerin insan ve evren için daima iyi olduğu savunulur. Örneğin, tıptaki ilerlemeler olmasaydı hala birçok basit hastalıkla mücadele ediyor olacaktık veya otonom araçların geliştirilmesinin kötü olan pek bir yanı yoktur, aksine otonom araçlarla birlikte insan sürücüden kaynaklı trafik kazalarının minimum düzeye inmesi beklenir. İletişim ve ulaşım teknolojilerinin dünyayı minik bir köye çevirdiğini hepimiz biliriz. Bu sayede hayatımızın ne kadar kolaylaştığını kimse inkar etmez. Bu gibi örneklerin sayısı artırılabilir fakat şimdi de transhümanizm düşüncesinin karanlık yönünü irdelemek istiyorum.
Transhümanist düşünce en temelde Tanrısız bir akımdır. Metafizik ile ilgilenilmez ve bütün odak fiziksel dünya üzerinedir. Ölümü yenmek isteyen transhümanistler bunu yaparak Tanrısal olmaya yeltenirler. Yani “insanoğlu, transhümanizmle bir kez daha "yasak elmayı" yiyip başını belaya sokma teşebbüsüne girmiş gibi görünüyor.” Yaşlanmayı durdurmak, ölümün önüne geçmek, insan zihnini veri şeklinde saklamak, yapay zeka ile bilinçli robotlar üretmek gibi bütün çalışmaların kökeninde tanrısal olanı arzulamak vardır. Peki ya bütün bunlar gerçekleştiğinde, yani biz bebeğimizin saç renginden cinsiyetine her şeyini seçebildiğimiz, ölümü yendiğimiz bir dünyaya erişirsek dini anlamda nasıl bir tutum içinde olmalıyız? İşte asıl soru budur. Dini anlamda olmasa dahi ahlaki anlamda herkesi ilgilendiren bir sorun var karşımızda. Nitekim, robot askerler yani drone teknolojisi, cinsiyet değiştirme operasyonları, veya cinsiyetsizlik vs gibi ahlaki boyutu olan konuların ilahiyatçılar ve filozoflar tarafından derinlikli bir şekilde ele alınması gerekiyor. Bu gibi ilerlemelerin kaydedilmesi ile birlikte birçok şeyin kaybolacağı kanısındayım. Özellikle dini inançların ve duyguların neredeyse yok olacağını ve daha hissiz, makineleşmiş bir gezegende yaşayacağımızı düşünüyorum. Çünkü henüz o ileri aşamaya teknolojik anlamda gelmemiş olsak dahi, şimdiden akıllı telefonların bizi nasıl esir ettiğini söylememe gerek dahi duymuyorum. Metaverse gibi sanal dünyaların git gide daha gerçekçi olmaya başlaması ile insanlar kendi gerçekliklerinden kolayca kaçıp sahte dünyaların kucağına atlıyor. Dolayısıyla, gerçek dünyaya ait değerlerini bir bir yitirip, başkalarının “kodladığı” dünya içerisinde zaman geçirmeyi daha uygun görüyor. O dünyaya ait kavramları benimseyip, gerçek olmadığını bildiği sanallığın kollarında ömrünü tüketiyor. Düşünsenize, şimdiden durum bu haldeyken, insanın kendini yitirip, makineleştiği bir dünyayı tasvir etmek çok da zor değil.
Her ne kadar, teknoloji ve bilimin bizlere sağladığı kolaylığı ve avantajları asla reddetmiyor olsam da, değindiğim tehlikeleri de göz ardı edemiyorum. Özellikle insanlık olarak sanal çılgınlığa bir son vermeli ve ahlaki gelişimimize önem vermeliyiz. Bunun idealist bir düşünce olduğunun ve gerçekte bir karşılığının olmadığının farkındayım. Zira reel dünyadan uzaklaşmak biz yeni nesil için bir çeşit ödül niteliği taşıyor. Bu duruma çözüm olarak, birey olarak kendimizi daha çok kontrol etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Teknolojinin, aleniliğin ve mahremiyetin kalmadığı bu çağda bizlere büyük görev düşüyor. Hem kendimizi hem de ailemizi korumak bizim elimizde. Teknolojinin yarın ne getireceği belli olmaz fakat unutmayınız ki kapatma tuşu daima elinizin altında olacak.
Kitaba dair yorumumu en sona sakladım. Öncelikle Ahmet hocamızın böylesi bir çağdaş konuyu ele alması çok kıymetli bir çabadır. Hangi meslekte olursak olalım hepimizi ilgilendiren bir konudur transhümanizm. Bu niyetle yazdığı eser için kendisinin kalemine sağlık. İçerik ve başlıklar gayet tatmin edici. Kitabın dili ise daha sadeleştirilebilir ve örnekleri çoğaltılabilirdi. Her nedense kitabı okurken ara ara aynı paragrafı okuyor gibi hissediyordum. Hatta birkaç yerde aynı cümlelerin geçtiğini tespit ettim. Bu da kitabı sıkıcı kılıyor. Fakat bütünlüklü bakınca gayet istifade edilesi bir kitaptı.
Buraya kadar okuduysanız teşekkürler. Başka bir incelemede görüşmek üzere.